''Şimdi bile öldürme onu. Çünkü canımı yakmadı. Sonra her şeye rağmen onun bu kötü haleti ruhiye içinde öldürülmesini istemiyorum. Bir zamanlar büyük biriydi, elimizi kaldırmaya cesaret edemeyeceğimiz soylu bir kişi. Artık düştü ve onun iyileştirilmesi bizim gücümüzü aşar; ben yine de, olur da günün birinde iyileşir umuduyla ellenmemesi görüşündeyim.''
Saruman ayağa kalktı ve Frodo'ya hayretle baktı. Gözlerinde hayret, saygı ve nefret karışımı garip bir bakış vardı. ''Büyümüşsün Buçukluk,' dedi. ''Evet, çok büyümüşsün. Hem arif, hem zalim olmuşsun. Beni alacağım öcün tadından mahrum ettin, artık acı içinde gideceğim, senin merhametine borçlu olarak.
''Sus artık Hob samanlı!'' diye bağırdı diğerlerinden bazıları. ''O tür konuşmalara izin olmadığını biliyorsun. Şef'in kulağına gider mutlaka, o zaman hepimizin başı derde girer.''
''Eğer içinizden biri gammaz olmayaydı duymazdı.'' diye cevapladı Hob hararetle.
''Her zaman, tam manasıyla iyileştirilemeyen yaralar olmuştur.'' dedi Gandalf.
''Korkarım benimki öyle olacak.' dedi Frodo. ''Aslında geriye dönüş diye bir şey yok. Shire'a varsam bile hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; çünkü ben aynı olmayacağım.''
Kuzeyden gelen yeni bir komutanın onlara başkanlık ettiği söyleniyor. Büyük bir bey o adam ve bir hekim; bana o kadar hünerli bir hekim elinin öyle kılıç kullanması tuhaf geliyor. Bu Gondor'da böyle değildir, gerçi bir zamanlar öyle imiş, eğer eskiden anlatılan öyküler doğruyu söylüyorsa. Fakat uzun yıllardır biz hekimler kılıç kullanan adamların açtığı yaralara şifa vermeye baktık. Gerçi artık bu yaralar yetmeli: Dünya savaşlar olmadan da yeterince acılara ve talihsizliklere sahip.
Bütün ihtiyaç duyduğu ve hak ettiği şey hür bir bahçıvanın minik bahçesi idi, büyüyüp de bir bahçe olmuş bir ülke değil; kullanacağı kendi elleriydi, hükmedeceği diğer kişilerin elleri değil.