Annemin titreyen elleri, çaydanlıktan fincanıma içindekileri geçirirken, ben ağlıyordum. Sıra bendeydi. İnsan olduğumu hatırlama sırası. Kendimi affetme sırası. Tek elimle yüzümü kapatmış ağlıyordum. Büyük bir felaket sonrasında söylenebilecek en doğru söz babamdan geldi:
"Geçti yavrum. Hepsi geçti! Ağlama."
Okul başlıyordu. Bunlara, öğrenci deniyordu. Oğlana birkaç yıl sonra asker, daha ileride de memur ya da iş adamı diyeceklerdi. Hatta, ailesi babası. Ama her zaman bir sıfatı olacaktı, adından önce gelen. Peki, benim daha ne kadar acı çekmem gerekiyordu, yeniden bir sıfat kazanabilmem için? Afrika'ya gitmenin bedeli çaresizlik ve uykusuzluktu. Peki, insan olmanın bedeli neydi?..
Ben, hayatımda kendi kendime konuşmamıştım. Kendime söylediklerime daima yüzlerce farklı sesten, yüzlerce farklı yanıt gelmişti. Şimdiyse yalnızdım. Aynı ses sorup yanıtlıyordu. Kendi başına olmak böyle bir şeydi herhalde.