("Özgürlük başkaları tarafından sevilmemektir.") sf.165
(...babamla aramdaki ilişkinin iyileşmesini istemediğim için, bana vurduğu anıyı hatırlamıştım.) sf.169
(Hayatında kaybolmuş durumdasın. Neden kayboldun? Bunun nedeni, özgürlüğü seçmeye çalışman; bir başka deyişle, başkaları tarafından sevilmemekten korkmadığın ve başkalarının hayatını yaşamadığın, sadece sana ait olan bir yolu seçmeye çalışıyorsun.
...
Kişi özgürlüğü seçme girişiminde bulunduğunda, yolunu kaybetmesi doğaldır.) sf.284
Kitapçıda gezinip raflara göz gezdirirken buldum bu eşsiz kitabı, aslında o beni buldu desem daha doğru olur. Tam da yollarımın tıkandığını hissettiğim bu zamanlarda çıktı karşıma; ve öyle bir çıktı ki yığınla düşünceyi, teoriyi, hipotezi yerle bir etti… sonra tek tek, özenle topladı hepsini.
Freud’u bilen bilir, ve onun travma teorilerini de, ve tabii Jung’u da. Fakat Adler’i bilmez herkes, ben de bilmezdim ta ki bu kitapla tanışana kadar. Freud’un etiyolojiye dayalı travma teorilerinde hep kafama yatmayan, eksik hissettiren bir şeyler vardı; beni huzursuz eden, adeta içimi kemiren şeyler... Adler’in felsefi ve psikolojik görüşlerini, öğretilerini temel alan bu kitapla tanıştıktan sonra huzursuzluklarımı anlamlandırabildim ve hayret ettim ben bu adamı nasıl daha önce duymamışım diye… Sonrasında farkettim ki sahiden de Adler – nedendir bilinmez – Freud ve Jung’un gölgesinde kalmış. Muhtemelen fikirlerinin karmaşık değil aksine basit olması, bariz olanı söylemesi fakat aynı zamanda da bunların gerçekleştirilmesinin epey zor olmasından dolayı olsa gerek. Daha ilk sayfalardan dedim ki: “Tamam ya işte budur, bunlarmış eksik olan!” Sürekli "travma"lara odaklanılan, herkesin dilinde "travma" olan şu günlerde bu kitap şifa oldu bana ve eksik parçaları tamamladı.
Durmadan travma aradık