Ne seni anlamaya yetti zaman
Ne beni anlamana
Dereden tepeden konuştuk
Havadan sudan
Giyimden kuşamdan
Ölümden yaşamdan
Bir olmaktan ayrılıktan
Yalnızlıktan kalabalıktan
Filmden kitaplardan
Mutluluktan gözyaşından
Evlerin iç dünyasından söz ettik
Bu dünyayla başkalarının dünyasıydı
Uzun uzun anlattıklarımız.
Birde dost arkadaş muhabbetleri
Kendi dünyamızdan söz etmedik hiç
Ben anla diyordum aslında
Baktım öylece anlayamadın
Teselli edecek sözler aradın
Çığlığı duyamadın
Suskun olduğum günlerde
Yüreğimin neden buz tuttuğunu düşünmedin hiç
Girip göz bebeklerinden senin gözünle bana bakmaya zaman mı yoktu...
Yürek mi bilmiyorum
Ben... beni anlatmaya yetmedim biliyorum.
Seni anladım mı yeteri kadar
Şimdi düşünüyorum....
Yıldız Kenter...
Dile kolay seni unuttum demek
Dile kolay gelir yüreğime zor
Kolay amma gülü kuruttum demek
Kuru gülün kokusunu bana sor
Gönül defterinde saklasam olmaz
Dönüp dönüp hergün bakmasam olmaz
Yüreğim elvermez koklasam olmaz
Kuru gülün kokusunu bana sor
Unutmak değildi özlemekti bu
Bilki sevmeyene yoktur kokusu
Kuru gülün kokusunu bana sor
Yıldız Kenter...
Ne garip değil mi insana en çok acı veren şey yaşadığı kötü anılar değilmiş en güzel anılarıymış halbuki insan normalde acıdan kaçmak için evrilmişti.
İnsan neden acı vereceğini bile bile hep geçmişi düşünür?
Bazen düşüncelere kapılır ya insan bir anlığına da olsa gerçek olma ihtimaline tutulur çünkü tutunacak başka bir şey kalmamıştır hayali vardır bir umudu vardır, peki her zaman umut var olur mu veya umutlara kapılan ve sonrası hüsrana uğramış belki milyonlarca kişi var peki bunu insan kendine neden yapar.
Aslında acı çekmenin güzel dille söylenişidir umut etmek bile bile lades olmak kaybettiklerini bir umut geri kazanmaya çalışmak kendine bunu inandırıp bir hayalin peşinden bir anlık tereddüt etmeden gitmektir umut etmek peki size soruyorum birşeyleri değiştirmek için çapa gösterdiğiniz zaman hanginiz kazandı.
Alpay Ömezli.