Karanlıkta kulaklarım otobüs tekerlerinin yumuşak sesiyle doluyken gerçek, kademe kademe netlik kazandı : Yalnızdım. Acı verecek kadar yalnızdım ve bunun farkına bile varmamıştım.
Yatağımda doğrulup oturdum. Tanrım ! Ne kadar da basitti. Kızmaya başlıyordum. Böyle hissettikten sonra Mahremiyetime, Kendime Yeterliliğime ve Özgürlüğüme sahip olmanın ne anlamı vardı? Bir hasret hali içerisindeydim ve yıllardır böyle olagelmiştim. Mutlu değildim - neredeyse hiç mutlu olmamıştım.
"Aşk" derken ne kastediyorsun?
Uzun bir süre cevap vermedi. Sonra dedi ki : "Karında kıpırtılar. Ve de kalpte. Seni mutlu etmeye yönelik bir arzu. Çenenin eğik duruşuna ve bazen gözlerinin dalıp gidişine duyduğum bir saplantı. Ellerinin o kahve fincanını tutuş şekli. Geceleri burada otururken horlamanı dinlemem.
"Değişmiştim ve artık olmak için eğitim gördüğüm kişi değildim ; bundan böyle yalnız, mahrem, hatta kendi kendine yeterli olmak gibi bir arzum yoktu. Biff bana lazımdı. Kendi kendine yeterlilik sadece bir uyuşturucu ve sessizlik meselesi değildi."
"Elbette bir "alaycı kuşun" ne olduğunu bilmiyorum. "Dr.'nin" ne anlama geldiğini de. Ama beni rahatsız eden şey bunlar, hatta filmlerin tuhaflığı ve sergilenen yaşamdaki antikalık hissi değil de hiç bilmediğim duyguların - bir zamanlar o filmleri seyreden eski insanlardan her birinin hissettiği ama artık ebediyen yok olmuş duyguların - iması. Hüzün en sık kapıldığım his. Hüzün. " Ormanın kenarında bir tek alaycı kuş şakır." Hüzün."