O büyük kalabalığın içinde bilhassa takdire değer bulduğum husus sessizlik ve disiplindi. Genellikle her türlü kalabalığın yarattığı izdihamda meydana gelen gürültü ve uğultıdan eser yoktu. Herkes kendine ayrılan yerde çıt çıkartmadan duruyordu. Subaylar yani generaller, albaylar, yüzbaşılar, ve teğmneler oturmuşlardı. Askerler ise ayaktaydı. En dikkat çekenler ise uzun bir saf halinde diğerlerinden ayrı bir tarafta duran birkaç bin yeni çeriydi. Benden biraz uzaktılar. Öyle hareketsizdiler ki, onları adet olduğu üzere selamlamam söylendiği zaman başalırını eğerek bana karşılık verene kadar canlı insan mı yoksa heykel mi olduklarını bir an tereddüt etmiştim
Subay, asker için sadece bir ağabey veya savaş esnasında omuz omuza verdiği bir arkadaş değildir, subay aynı zamnada askerin öğretmeni ve yetiştiricisidir.