Olmadığınız bir şeyi olmayı hedeflerseniz, başarısızlığa mahkumsunuz. Kendiniz olmayı hedefleyin. Kendiniz gibi bakmayı, davranmayı ve düşünmeyi hedefleyin. Kendinize en sadık versiyonunuz olmayı hedefleyin. Kendiniz olma haline kucak açık.
-Benim Ahmet'i gördünüz mü? diyor
Hangi Ahmet'i? Yüz bin Ahmet'in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, aksini gösteriyor:
-Bu tarafa gitmişti, diyor
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmet'ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmet'ini görsen, ona da soracaksın
-Ahmet'imi gördün mü?
Hayır... Hiç birimiz Ahmet'ini görmedik. Fakat Ahmet'in her şeyi gördü. En alasından cehennemi gördü.
O büyük kalabalığın içinde bilhassa takdire değer bulduğum husus sessizlik ve disiplindi. Genellikle her türlü kalabalığın yarattığı izdihamda meydana gelen gürültü ve uğultıdan eser yoktu. Herkes kendine ayrılan yerde çıt çıkartmadan duruyordu. Subaylar yani generaller, albaylar, yüzbaşılar, ve teğmneler oturmuşlardı. Askerler ise ayaktaydı. En dikkat çekenler ise uzun bir saf halinde diğerlerinden ayrı bir tarafta duran birkaç bin yeni çeriydi. Benden biraz uzaktılar. Öyle hareketsizdiler ki, onları adet olduğu üzere selamlamam söylendiği zaman başalırını eğerek bana karşılık verene kadar canlı insan mı yoksa heykel mi olduklarını bir an tereddüt etmiştim