Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam
Üstümde semâ bir kavs-i mutalsam!
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisân-ı hafîdir ki rûha dolmakta
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Ey sen ki uzaktan gülümseyen, heveslenen,
Ömrümün gecesinde gözlerin bana dikilmiş,
Gece işte, sessizlik işte... Nisanın büyüleyici eli,
Dökmüş suya ışık çiçeklerini, gönüllere nurları;
Kucaklaşmış denizin ruhu, göklerle,
Bin öpüşü tazeleyerek yıldızlar suya dolmuş;
Ağaçlar ve hava, gölgede sessiz(ce) sarılışır, gel!
Gel, yalnızım, ey beklenen hayalî güzellik!