Ali Sami Doğru

Ali Sami Doğru
71 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Mustafa Kemal ordunun yıldızı idi. Fakat onun hırslarına sınır olmadığı inancında bulunan Enver ve partizanları kendisi ile Anafartalar üzerine yapılan bir konuşma fotoğrafı ile birlikte ”Harp Mecmuası”nda basıldığı sırada baskıyı durdurup resmini çıkartmışlar, yerine Liman von Sanders’in fotoğrafını koydurmuşlardı. İstanbul’u bir Alman bile kurtarmış olmalı, fakat Mustafa Kemal, Sarıkamış bozgununun manevî yükü altında kıvranan Enver’i gölgede bırakmamalı idi.
Tarih
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

Ali Sami Doğru

, bir kitap okudu
Puan vermedi·631 syf.·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2022 21:30
·
2022 14. kitabı
Falih Rıfkı Atay
9.1/10 · 4.999 okunma
1911’de Bingazi Savaşında bulunan bir Fransız muhabiri Enver’le Mustafa Kemal arasında şu kıyaslamayı yapmıştır: ”Enver büyük plânlardan, büyük fikirlerden çabuk umutlanır, canlanırdı. Teferruatla uğraşmazdı. Mustafa Kemal realistti. Parlak projeler, göz kamaştırıcı her şey onda bir güvensizlik yaratırdı. Büyük fikirler onu büyülemezdi. Onun amaçları sınırlıydı. İnce hesap ve uzun yargılamadan sonra karar verirdi. “Takribi” ve “umumi” ile yetinmez, sağlam esaslar ve rakam isterdi.
Tarih
Mustafa Kemal gördüğü yanlışlar üzerine ağır tenkitler yaptı. Bir mektubunda diyordu ki: ”Cumalı manevralarında rütbem ve yetkim elverişli olmadığı hâlde aşırı yanlışlar karşısında dayanamadım. Paşayı subaylar yanında tenkit ettim. Hoş görmedi, ama gücenmedi de! Hareketim belki disipline aykırı idi. Fakat Almanya’da çalışan bu paşa da komutanlık sanatını edinmezse ötekiler ne yapacaklar? Tümen komutanlarının görevlerinden haberleri yok!” Mustafa Kemal’in Cumalı‘da ağır tenkit ettiği komutan Hasan Tahsin Paşa’dır. Bu adam Balkan Savaşında Selânik’i 60 bin askeri ile birlikte Yunanlılara teslim edecektir.
Tarih
Medrese ulum-i akliye denen müspet ilimlere büsbütün kapılarını kapamıştır. Devlet zayıfladıkça, eskisi gibi doyumluk ve ulufe alamayan yeniçeriler büsbütün disiplinden çıkarak ikide bir kazan kaldırır, padişah indirir, vezir boğdurur, yeni deyimi ile, sık sık ”taklîb-i hükûmet = hükûmet devirme” krizleri iç huzuru büsbütün bozucu olmuşlardır. On sekizinci asrın ortalarından beri kurtulmak için Batı sistemi bir ordu ve düzen kurmayı düşünenler olmuşsa da çoğu seslerini bile yükseltmek cesaretini gösterememişler, Müslüman halk yığınlarını ve iktidarları baskısı altında tutan medreseden yetişme ve gittikçe daha düşük, daha dar kafalı ve ”müteassıp” ulema takımı ise herhangi bakımdan Batı‘ya benzeme ve uymayı ”küfür” saydığı için, Üçüncü Selim gibi, yeniçeriler yanında bir de “Nizam-ı Cedid” denen Batı sistemi ordu kuranlar da boğazlanmışlar (1808) ve kurdukları ordu dağıtılmıştır.
Tarih