Torun Timeşek

Torun Timeşek
@Amanha
Tavoloji
Dede mesleği
Şubat 2025 tarihinde katıldı
Hiçbir Şey Mantıklı Değil
#Bölüm 10 : Truva Savaşında Bir At 🐎 Tarih, M.Ö. 12. yüzyıl civarı… Akalar, kraliçeleri Helen’i geri almak için Truva’ya saldırıyor. Sparta Kralı Memiş’in sağ kolu olan dedem, tarihte ilk kez kafasını kullanarak, Truva şehrine girmenin tek yolunun kocaman bir at heykeli yapmak ve içine asker doldurmak olduğunu söylüyor. Sparta Kralı, o güne dek hiçbir işine yaramayan, sırf sevaptır diyerek tuttuğu sağ kolunun fikrini duyunca şaşkına dönüyor. "Tamam, yapalım şu atı."diyor. Dedem, beynini ilk kez kullandığından daha büyük faydalar sağlayabileceğine inanmış olmalı ki, atın çiziminden yapımına, şehir krokisinden askeri stratejiye kadar her şeyi kendi yapmak istiyor. Kral, yine sevaptır diyerek, "İyi, yap madem." diyor. Dedem, bir elinde harita, bir elinde çekiç, at yapmaya ve atın gideceği yolu planlamaya başlıyor. Üç ayın sonunda, kocaman bir ahşap at ve içine binecek 30 asker hazır oluyor. Önde, içinde askerler saklı olan at; arkada gizlenerek ilerleyen ordu, Truva şehrine varıyor. İşte olaylar tam da burada karışıyor. Gecenin en karanlık saatinde askerler attan çıkıyor, ordular şehri kuşatıyor, dedem de Truva’ya iniyor. Ancak herkes önce gizlice Yunan askerlerini öldürüp Helen’i aramaya koyulurken, Yunan ordusu durumu fark edip savunmaya geçiyor. Kanlı bir savaş başlıyor. Bir zindanda hapsedilmiş halde Helen’i bulan dedem, onun güzelliği karşısında şaşkına dönüyor. İlk görüşte aşk dedikleri olay işte tam o anda gerçekleşiyor. Helen’i zindandan çıkarıyor, bir siyah ata bindiriyor, ardından kendisi de atlayıp sürüyor günlerce. Helen, onca orman yolunun arasında kendi memleketine benzeyen tek bir yer bile göremeyince dayanamayıp soruyor: "Nereye götürüyorsun Timeşek?" Dedem gururla cevap veriyor: "Seni kaçırıyorum Helen, bizim köye götüreceğim. Anneme gelin
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Öyle uzun yaşanmışlar vardır ki, pek az yaşamışlardır. Şunu anlamakta geç kalmayın, doya doya yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır." Montaigne
1000Kitap
Hiçbir Şey Mantıklı Değil
BÖLÜM 9: URANÜS MESELESİ Diğer gezegenlerde işler ne durumda bilemiyoruz ama iki gezegende cidden bir sıkıntı yaşanmaktaydı. Sebebi yine dedem. O zaman yıl 1781. William Herschel, gökyüzüne merakı bir hayli yüksek bir gözlem evinde gece gündüz teleskobun başında. Gündüzleri gökyüzünü seyrediyor, akşam olunca kütüphaneye kapanıp sabaha kadar gördüklerini resmediyor. 1781 yılının Mart ayına gelindiğinde, Herschel her zamanki gözlemlerine devam ederken gökyüzünde daha önce fark etmediği, yıldız olmadığından da emin olduğu bir cisim görüyor. Yaklaşık 13 gün süren çalışmasının ardından, 13 Mart'ta yeni bir gezegen keşfettiğine kanaat getiriyor. O sırada gözlemevinin arşivcisi olan dedem, William’ın bütün çalışmalarına şahit oluyor. Her gün "Ne buldun kurban olayım, bana da göster!" diye William’ın başının etini yiyor. Adam artık bıkmış olacak ki, bir gün "Gell Allah kahretmesin, anlatayım bari!" diyor. Dedem geçiyor teleskobun başına, William ne gösteriyorsa inceliyor. Akşam olunca kütüphaneye kapanıp William’ın bütün notlarını didik didik ediyor. Diğer çalışanlar "Başımıza astrolog olacak herhalde!" diye dalga geçiyor ama dedemin umurunda bile değil. Çünkü o, henüz adı konmamış bu gezegene tarif edilemez bir yakınlık hissediyor. William keşfini duyurmak için dergilere gidiyor. Ama dergiler olayın ciddiyetini kavrayamamış olacak ki "Haber değeri yok!" diyerek reddediyorlar. Bunun üzerine William, Uzay Enstitüsü başkanına, oradan da bakanlığa ulaşıyor. Keşfinin gerçekliği kabul edilince, gezegenin resmî olarak duyurulmasına karar veriliyor. Kendi soyadını vermeyi düşünen William, bir ön yazı hazırlayıp matbaaya yolluyor. Basımın iki ay süreceğini söylüyorlar. O sırada William teleskobunun başında, vereceği demeçleri, flaş ışıklarını, mikrofonları hayal ederken içerden bir
Hiçbir Şey Mantıklı Değil
Dedem ve Diğerleri Sanırım mevsim yaz. Kar yokmuş, kış olması mümkün değilmiş. Çiçekler rengarenk değilmiş, bahar da olamazmış, ağaçlar yaprak dökmüş ama sarı değilmiş. Demek ki yazmış. Neyse, bunlar önemsiz detaylaR tabii. Asıl şunu anlatacağım: Bizim köyde, derekenarında dört tane söğüt varmış, altlarında da dört adam oturuyormuş. En uzun boylu olan, kirli sakallı adam, "Benden iyi eşek olur, her yükü taşıyorum," demiş. Orta boylu, bira göbekli, orta yaşlı adamsa, "Benden de iyi domuz olur, hem kötü gülüyorum, hem de kimse sevmiyor beni, ee göbeğim de uygun bu duruma," demiş. Cılız, çirkin mi çirkin, tiz sesli herif de, "Benden olsa olsa sinek olur, bu boyla bu tiple her buruna girerim" demiş. Dördüncü adam, oldukça heybetli, sarı saçlı, mavi gözlü, takım elbiseli adam ise, ağaçların altında sandalyede oturan tek kişi olarak, "Benden olsa olsa insan olur, bu mükemmellikle başka ne olabilirim ki zaten?" demiş. Diğer üç adam, kızgın bir ses tonuyla, "Hepimiz insanız, neden sen kendini tekrar insan yapıyorsun da biz hayvan oluyoruz?" diye hiddetlendiler. Sarışın adam ise, "Allah beni seviyor, güzel yaratmış demek ki insan olarak kalmamı istiyor, sizler ise kazara yaratılmış gibisiniz," demiş. Öfkelenen üç adam, sarışın adamı sandalyesiyle birlikte dereye itmiş. "Ben yüzemem, yardım edin!" diye bağıran adama, "Ee, hani Allah güzel yaratmıştı, yüzme yeteneği eklemeyi unutmuş mu?" diye gülerek bağırmışlar. Sonra, bu üç domuz, eşek ve sinek sallana sallana evlerinin yolunu tutmuş. Dere boyunca savrulan adam ise, derenin bambaşka ucunda bambaşka bir söğüdün altında dedeme denk gelmiş. Dedem de suda çırpınıyormuş. İkisi aynı oduna tutunarak suyun üstünde kalmışlar. Adam, "Seni de mi kötü arkadaşların suya itti?" demiş dedeme. Dedem de, "Evet, Allah beni sevmiyormuş, o