Hitler iktidarı ve Holokost travması, sonraki Yahudileri öylesine derinden etkiledi ki, pek çoğu manevi açıdan teslim oldu ve bir devlet kurmakla, varoluşları için bir yanıt bulduklarına inandı; oysaki o devlet, tam da güç araçlarına dayandıkları için tüm devletlerin fıtrabnda az ya da çok bulunan kötülüklerin hiçbirinden arınmış değildir.
Sonuç olarak, modem insan, putperest değerler sistemi hariç, her türlü kapsayıcı değerler sistemini yitirmiştir; hayat artık anlam ifade etmediği, ilgi uyandırmadığı ve sevinç vermediği için endişelidir, bunalımlıdır, umutsuzdur ve nükleer öz-yıkım tehlikesini göze almaya hazırdır.
Bugünün putlari, sistemli şekilde özendirilen bir açgözlülüğün -para, güç, şehvet, zafer, yiyecek ve içecek açgözlülüğünün- nesneleridir. İnsan, bu açgözlülüğün araçlarına ve amaçlarına -üretime, tüketime, askeri güce, işe, devlete tapınır. Putlarını ne denli güçlendirirse, kendisi o denli yoksullaşır, kendini o denli boş hisseder. Sevinç yerine, heyecan peşinde koşar; yaşamın yerine, mekanik araç gereç dünyasını sever; gelişme yerine, zenginlik peşinde koşar; olmak yerine, sahip olmaya ve kullanmaya ilgi duyar.
Modern yabancılaşma anlayışı, geleneksel putperestlik anlayışıyla aynı düşünceyi ifade eder. Yabanalaşmış insan, kendi ellerinin eseri önünde diz çöker ve kendisinin yarattığı koşullara boyun eğer. Kendini yaşamın yaratıcı bayraktan olarak deneyimleme gücünü yitirirken, şeyler ve koşullar onun efendileri olup çıkar, onun üstünde ve karşısında yer alır. İnsan sonuçta kendisine, işine ve diğer insanlara yabancılaşır.