"Senin bir ruhun yok. Senin bir kalbin bile yok. Senin bir karakterin yok. Biliyor musun, sana bu söylediklerin yüzünden kılıf uydurmayacağım bu defa." Gözlerimi gözlerine sabitledim."Sen beni bu kadar iyi tanıdığın için yaktın canımı. Nasıl yakacağını bildiğin için." Kendimi toparlamaya çalışarak doğrulduğum yerde ruhumun enkazını bırakmıştım. "Sana cennetten kovulduğunu söylerken ciddiydim. Bunu son kez sorduğumu söylediğim kadar ciddiydim." Dişlerim bana o sözleri söyletmemek uğruna benimle savaşırken kendime attım kazığı, "Sen ve ben diye bir şey kalmadı," diye en derine batırdım. "Başka bir şans yok, başka bir dünya yok. Fetih Yargıcı'yı mı oynamak istiyorsun? Öyleyse Amelya Efnan'la oynayacaksın." Çenemi ona doğru kaldırdım. "Senin aksine, oynamak onun tarzı değildir." Bakışlarındaki gerginlik gözle görülebilecek kadar parlaktı. Gülümsedim. "Endişelenme," dedim kısık bir sesle. "Başka bir intikam planı yok. Ben seni affediyorum, Yargıcı. Bak, senin de sonun bu olacak."
Aşk denen duygu gerçekten kötü huylu bir kanser gibiydi. İçinde olduğunu, sana zarar verdiğini bilirdin ama onu oradan çekip alamazdın. Ondan kurtulmaya çalıştıkça etkisi daha yıkıcı ve sarsıcı olurdu. Çektiğin acıyı zamana yaymak isterdin ama her geçen gün onu daha fazla özlediğin için canını biraz daha yakardı. Aradan geçen zaman onu oradan söküp atmak yerine daha güçlü kılardı. Vücudunun her yerine dağılır, işgal eder ve hem ruhsal hem de fiziksel olarak seni bitirirdi. Aşk gerçekten kanserli bir duyguydu.