Uzaklar

Uzaklar
@Amourath
Delikanlım! Senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel, korkunç, kudretli ve iyidir. Yıldızlar ve senin kafan kâinatın en mükemmel şeyidir.
Yaralısın
Puan vermedi·248 syf.··
2025 77. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 16:26
Erdal Öz’ün Yaralısın adlı romanı, 12 Mart döneminin siyasal atmosferini bireysel bir dram üzerinden ele alarak, toplumsal baskı ile bireysel travma arasındaki bağı gözler önüne serer. Roman, yalnızca işkence ve şiddetin dışsal yönlerini değil, aynı zamanda insan ruhunun kırılganlığını ve kimlik kaybını da derinlemesine işler. Öz’ün yalın ama yoğun dili, okuru bir tanıklık alanına davet eder; bireyin yaşadığı acılar evrensel bir insanlık hâline dönüşür. Romanın merkezinde, toplumsal baskılarla kuşatılmış bireyin “yaralı” hâli yer alır. Karakterler, hem kendi kişisel kırılmalarını hem de otoritenin yarattığı travmaları taşır. İşkence sahneleri, yalnızca fiziksel bir acıyı değil, aynı zamanda bireyin kimliğini silme ve onu nesneleştirme sürecini anlatır. Bu noktada dinin ve ideolojinin baskı aracına dönüştürülmesi, romanın toplumsal eleştirisini derinleştirir. Eserde dikkat çeken unsurlardan biri de “Nuri” adının farklı karakterlere verilmesidir. Bu durum, bireylerin özgün kimliklerini kaybederek tek tipleştirildiğini simgeler. Her Nuri, aynı baskıların ve aynı travmaların taşıyıcısıdır. Bu sembolik anlatım, romanı bireysel bir hikâyeden çıkarıp toplumsal bir metafora dönüştürür. Anlatım tekniği açısından ise Öz, iç monolog, bilinç akışı ve parçalı kurgu gibi yöntemlerle karakterlerin ruhsal çözülüşünü görünür kılar. İkinci tekil şahıs anlatımı (“sen”) ise okuru doğrudan metnin içine çeker; okuyucu, yalnızca gözlemleyen değil, adeta işkenceyi yaşayan ve yarayı hisseden bir özneye dönüşür. Yaralısın, yalnızca bir roman değil, aynı zamanda toplumsal belleğin yazınsal bir kaydıdır. Erdal Öz, bireysel travmaları toplumsal bağlamla ilişkilendirerek, 1970’li yılların siyasal atmosferini insan ruhunun yaraları üzerinden dile getirmiştir. Bu yönüyle eser, Türk
YaralısınErdal Öz · Can Yayınları · 20192,463 okunma
Reklam
Puan vermedi·428 syf.··
2025 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2025 13:19
Bellow, hikayesine Berkshires’de bir yaz ortasında başlıyor. Kahramanımız Herzog evliliği dağılmış ( birden fazla evlilik) insanlara ve içinde bulunduğu hezeyanlarla baş edemeyen orta yaşlı, Don Kişotvari 1960’ların Amerika’sında bir Yahudi adamın hayal kırıklıklarıdır. Kahramanımız hakkında farkına varmamız gereken onun toplum karşısında yabancılaşmış bir birey olmasıdır. Huzursuzdur, sürekli bir yerden bir yerlere durmadan taşınır. Romandaki aksiyonun çoğu kahramanımızın rahatsız bilincinde gerçekleşir. Bitmek bilmeyen mektuplar yazar arkadaşlarına akrabalarına ve devlet başkanlarına. Mektuplarında düşüncelerini , endişelerini dile getirken yer yer dönemin siyasilerine akıl verecek kadar da entelektüel ve altmışların aydın ve politik bir adamıdır. Herzog’un mektupları ve notları sorunlarını açıklama çabalarını ayırt etmeleri açısından son derece önemlidir. Bazıları Polonyalı metresi Wanda, Dr. Emmerich ve Dr. Edving gibi tanıdığı insanlara yazdığı uzun mektuplardır; diğer notlar ise tüm romanın perspektifinde bazen anlamlı bazen de anlamsız ifadeler ve alıntılardır. Böyle bir ifade TUTTO FA BRODO’dur. Yani her şey çorbaya dönüşür ifadesinin de ima ettiği gibi, insan hayatı korkunç bir güveçtir. Saul BELLOW’un Moses HERZOG’u “keder, efendim, bir tür tembelliktir” ve yine de tüm kederin ortasında entelektüel bir umutla varolma çabasının savaşını veriyor yel değirmenlerine karşı savaşarak
HerzogSaul Bellow · İletişim Yayıncılık · 2022216 okunma
6/10
·312 syf.··
2025 3. kitabı
“ Aşk nedir, aşk sevgi midir? Yoksa bir çoğalma biçimi mi? Çoğaltırken eksilten bir yürek kanaması mı? Aslında bütün hissedişlerin temelinde hep kavuşamamanın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır” bu yüzden değil midir unutamadığımız Leyla ile Mecnunlar, Kerem ile Aslılar ya da biraz daha modern tarihten Aymatov’un Kırmızı Eşarp öyküsünden sinemaya kazandırılan İlyas ile Asya’nın aşkı… gördüğümüz gibi ister siayasal-sosyal dinsel inanışa entegre edelim ister muhaliftir diyelim, ister de sistem karşıtı bir başvuru… ne dersek diyelim, adına ne koyarsak koyalım hiç bir kalıba sığdıramıyoruz aşkı. Efendim aşkın hâlleri böyleyken CARL-JOHAN VALLGREN bizleri “Bir Garip Aşk Öyküsü “ ile zihinlerin henüz ortaçağın ilkelliğinden çıkamadığı , daha cennetten insanlara parsel parsel arsaların satışının yapıldığı dahası yurttaşların eşine kızına bekâret kemeri taktırıp anahtarını da “GÜVEN” içinde Kiliseye teslim ettiği ve Kilisenin mutlak güç ve otorite olduğu on dokuzuncu yüzyıl Avrupasının karanlığına götürüyor. Sonra ne mi oluyor? Dönemin değer yargıları ve sistemin araçları “DİN” ile gelen baskı ve zulmün karşısında AŞKIN tek başına muhalif savaşı… Velhasıl-ı Kelam Aşk Kadir ve de Muktedirdir.
Alıntı
Bir Garip Aşk ÖyküsüCarl-Johan Vallgren · Metis Yayıncılık · 2019821 okunma