PORQUÊ TU, ENTRE TODAS? ONCA KADIN ARASINDAN NEDEN SEN? Günün birinde herkesin kafasında doğan bir soru. Sessiz sorulmasına karşın bu soruya izin vermek neden tehlikeli görünür? O soruda dile getirilen ve rasgelelik ve değiş tokuş edilebilirlik düşüncesiyle aynı olmayan rastlantısallık düşüncesinde ürkütücü olan nedir? Bu rastlantısallığı neden kabul edemez insan ve hafife alamaz? Onu doğal bir şey olarak kabul edersek sevgiyi azaltacağını, hatta silip atacağını neden düşünürüz?
Ama yine de benimle ilgisi yoktu. Salt kendi yolculuğu olabilecek bir yolculuğa, ruhunun ihmal edilmiş bölgelerine yapacağı içsel yolculuğa beni de götürmek istiyordu.
Sonraki yıllarda ne zaman biri beni anlamaya başlasa kaçma yolunu seçiyordum. Sonra sakinleştim. Ama geriye şu kaldı: Beni tam olarak anlamalarını istemiyorum. Hayatımı tanınmadan yaşamak istiyorum. Başkalarının körlüğü benim güvenliğim ve özgürlüğüm.
İnsan şiire bayılmazdı ki. Okurdu onu. Dille okunurdu şiir. Onunla yaşanırdı. İnsanı nasıl harekete geçirdiği, değiştirdiği hissedilirdi. Kendi hayatının bir biçime, bir renge, melodiye kavuşmasına nasıl yardımcı olduğu. Onun hakkında konuşulmazdı, hele akademik bir kariyerin malzemesi hiç yapılmazdı.
“Finis terrae. Oradaki kadar uyanık olmamıştım hiç. Ve o kadar ayık. O günden beri şunu biliyorum: Koşum bitti. Koştuğumu hiçbir zaman bilmediğim bir koşu. Rakibim, hedefim, ödülü olmayan bir koşu. Bütünlük mü? Espejismo derler İspanyollar, o günlerde gazetede okumuştum bu kelimeyi, aklımda kalan tek kelime bu. Bir serap. Fata morgana.
Hayatımız sürüklenen kumlardan meydana gelen geçici oluşumlardır, bir rüzgârla kurulur, bir başkasıyla yıkılır. Doğru dürüst kurulamadan dağılıp giden nafile oluşumlardır.”