Kitap Virgina Woolf'un kadınlar üzerine yaptığı bir konuşma aslında, Kendi yüzyılına öncelik vererek kadınların yaşadığı sorunlara nispeten daha ekonomik bir eksenden yaklaşmış ve bir kadının özgürlüğünün kendi ayakları üstünde durması ile olabileceği sonucuna ulaşmış, "hayatını geçindirecek yeterlilikte bir sabit gelir ve kendine ait bir oda"nın gerekliliğinde bahsediyor, yazmak ve geri kalan her şey için ki kitabın adı da oradan geliyor zaten. Kadınların üniversite bahçesine bile alınmadığı zamanlardan bahsediyoruz, kitapta böyle bir anısını da anlatmış Woolf. Not aldığım birçok kısım var bir tanesini de alakalı olduğu için buraya alayım: "(...) şapelde gümbürdeyen orgu, kitaplığın kapalı kapılarını düşündüm; kilitli kapıların dışında kalmanın ne kadar tatsız olduğunu düşündüm; belki içeride kilitli kalmanın daha da kötü olacağını düşündüm; bir cins güvencede ve varlık içindeyken karşı cinsin yoksulluk ve güvensizlik içinde olduğunu, geleneklerin ve geleneksizliğin bir yazarın zihnindeki etkisini düşündüm, sonunda, tartışmaları ve izlenimleriyle, öfkesi ve kahkahalarıyla birlikte günün kırışmış kabuğunu dürüp çalılığa atmanın zamanının geldiğini düşündüm."
Feminizim açısından baktığımızda eksik bulduğum noktalar var ancak bu kitap 1929'da yayımlanmış ve Virginia Woolf ikinci dalga feminizimi tanıma fırsatını hiç bulamadı, şimdiki algımızla değerlendirdiğimizde böyle kısımlar görmemiz normal geliyor bana bu sebeple.
son bir alıntıyla bitirmiş olayım, yorumumu sorduğunuz için de ayrıca teşekkür ederim, belki daha sonra kendi sayfamda da kitaba eklerim bu yazıyı.
"Yine de çok garip, diye düşündüm, akşam gazetesinin sayfasını çevirirken, bu kadar güce sahip bir erkeğin böyle öfkeli olması. Yoksa öfke, her nasıl oluyorsa, güce eşlik eden o bildik hayalet miydi? Örneğin zenginler çoğunlukla öfkelidirler, çünkü yoksulların onların servetine göz diktiğinden kuşkulanırlar. Profesörler, ya da belki yaşlı ve saygın kişiler demem daha uygun olur, kısmen bu neden yüzünden öfkeleniyor olabilirler, ama kısmen de fazla dikkat çekmeden yüzeyde yer alan bir başka neden yüzünden. Büyük olasılıkla hiç de ‘öfkeli’ değillerdi; gerçekten de sıklıkla, özel yaşamlarındaki ilişkilerinde takdirkâr, sadıktılar, örnek gösterilirlerdi. Eğer profesör, kadınların üstün konumda olmadıklarını biraz fazla vurguladıysa, büyük olasılıkla kadınların üstün olmadıklarını değil, kendi üstünlüğünü düşünüyordu. Bir hayli hiddetlenerek ve epeyce vurgulayarak koruduğu da buydu, çünkü sahip olduğu şey onun gözünde nadide bir mücevherdi."