Hayatta herkesin bir yolculuğu vardır. Bunu anlamanın en kolay yolu doğaya bakmaktır. Sonbaharda henüz yeşil kalan, yapraklarını kaybetmemiş ama sarıya dönen ve tüm çıplaklığı ile ortada kalan ağaçlar. Yapraksız olan sarı olan ağaca bakar ve yapraklarını kıskanır. Sarı olan ağaç ise yeşile bakarak daha iyi olabileceğini düşünerek elindekinin değerini bilmez. Tüm bunlar olurken yeşil ağaç diğer ikisinden tiksinir ve onlardan üstün olduğunu düşünür. Bu süreçte üçünün de aklına gelmeyen bir şey vardır. Kış gelince hepsi yapraksız ağaca benzer... İlk baharda gelen kuş cıvıltıları ile de hepsi eski güzelliğine kavuşur. Ve mevsimler ilerler. Hayat sadece bu döngüden ibarettir. Varoluşları, yaşam amaçları, hedefleri, hayalleri, istekleri,arzuları ve yaşayabilecekleri bütün duygular bu döngünün içindedir. Ama herşeyde olduğu gibi bir istisna da burada vardır. Çamlar yaprakları olan dikenlerini hiçbir mevsim dökmez, her daim aynı güzelliğinde kalır. Dikenli olduğu için kimse onu sevmez,dokunmaz, dokunmaya çalışırsa da zarar göreceğini bildiği için korkar. Bazı insanlar çam gibidir her daim dik başlı olarak ve aynı güçte bu yolculuğa devam eder. Sert koşullarda bile yaşamaya devam eder. Hiçbir şeyin varlığı veya yokluğu onu etkilemez. Peki ama hayatın yaşandığı bu döngüde yer almamaktan zevk alır mı? Diğer ağaçlar yenilenirken o hep eski sahip olduğu yapraklara sahip olmak ister mi? Elindekiyle yetinir gibi gözükür, hiçbir zaman hayıflanmaz. Peki olaya hiç çam gözüyle baktık mı şimdiye kadar? Aynı monotonluk ile bir ömür yaşanır mı? İnsanlar bu ağaçlara benzer. Ve mutlu olmak için kabullenmeleri gereken durumlar vardır. Yeşil ağaç gibi olan insanlar zamanı gelince diğer ağaçlarla aynı yoldan geçeceğini bilmeli, sarı ağaç gibi olan insanlar elindeki ile yetinmeyi bilmeli,