Şu anda size bilinmeyen, bu zamanın insanlarının bilmediği bir dilden konuştuğumu biliyorum. Yine de bazen kendime acımanın dünyayı kurtaracağını söylüyorum. Evet, insanlar birbirine acıdığında, ortak zayıflıklarını anladıklarında, güçlüler yoksulların talihsizliğine acıdığında, o zaman belki insanlar birleşecek, o zaman ne krallar ne de tebaalar, ne zenginler ne de fakirler, ne efendiler ne de hizmetçiler olacak. O zaman sadece el ele vermeye çalışan insanlar olacak.
İnsanlık! Seni aradım: sadece acı çekiyorsun... Kraliyet, güç! Sana yüz yüze baktım: sadece kibirden ibaretsin... Tanrım, en büyük umut, seni de aradım: bir hiçsin... İçimde hiçbir şey kalmadı, madam; ben bir gölgeyim, hatta gölge bile değilim... Yine de kendime baktığımda, bilincimin karanlık derinliklerine girdiğimde, bazen yas gecemde, çaresizliğimin karanlığında, yeni bir duygunun belirsiz ve titreyen şafağını görüyorum.
Farklı politik gruplar çok etkili bir adamın bağımsızlığını bir türlü anlamazlar. Onlara göre bu adam ya kendilerinin ya da karşı safın hizmetine girmelidir. Kimseyi ezmek istemeyen, herkes için yaşam hakkını kutsal gören adam tehlikeli bir varlıktır; kurt ya da kuzu olmayı istememek, şaşırtıcı ve tehdit edici görünen tuhaf bir anlayıştır.