Anta Lena

Anta Lena
@Antalena
Kalıplardan sıyrılıp özgürleşmenin mutluluk olduğunu anlayalı çok oldu. Okurum, seyahat ederim ve yaşarım.
Turizm
Üniversite
Peru, Türkiye
Muğla
37 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
İnsanlar, Cinler ve Yozlaşmışların dünyasına hoş geldiniz.
Puan vermedi·672 syf.··
2026 14. kitabı
İnceleme özeti: (zayıf-orta-iyi-çok iyi-süper) Hikâye: Giriş: iyi. Gelişme: iyi. Son: iyi Karakterler: Çok iyi Edebiyat: Çok iyi Kurgu: İyi Atmosfer: Çok iyi İz bırakma: İyi Yazarın diğer kitaplarını da okuma dürtüsü: İyi Sayfa Düzeni: İyi Kapak:Çok iyi Redaksiyon: Çok iyi. Doğal bir beceriyle hayal edilmiş, kusursuzca kurgulanmış, olaylar ve karakterler herkesin anlayabileceği bir biçimde canlandırılmış dikkate değer bir fantastik roman. Yazar, ki hakkında bilgi bulamadım ve sanıyorum ilk eseri, çok sade, çok anlaşılır bunun yanında derdini iyi anlatan güzel cümleler kullanmış, ortaya iyi bir edebiyat eseri çıkmış. Edebiyat anlamında eli yüzü düzgün bir roman demiştik, yine de okuma yaparken yan karakterlerin çokluğu, bunların konuya katkısı olsun olmasın detaylıca işlenmesi ve muhtemelen bunlarla bağlantılı gereksiz uzatılmış kısımlar can sıkıcı olabiliyor, buna rağmen cinler, insanlar ve yozlaşmışlar adı verilen üç türlü zeki varlık grubunun birbirleriyle olan ilişkilerini de az kahramanla ve az olayla yazmanın neleri eksilteceğini hesap etmek gerekir tabii. Sonuçta 668 sayfalık kalın bir kitap bu. Tam bu noktada yazarın hakkını vermemiz gereken bir husus var; bir sürü karakter, bir sürü şehir, bölge ve kavim adı seçerken fonetiği düzgün, kulağa hoş gelen sözcüklerin seçilmesi büyük başarı. O sözcüklerin başka dillerde karşılığı olmadığını, kullanılmadığını yazarın hepsini türettiğini varsayarak söylüyorum. (Elon gibi bir iki istisna hariç) Asiler devlet düşmanı mıdır yoksa vatansever oldukları için mi asidirler gibi bir temanın üzerine kurulduğunu düşündüğüm bu eserin bende en çok iz bırakan özelliği atmosferiydi. Sinematik bir anlatıdan bahsediyorum ve bu konuda yazarın hayal gücü takdire şayan. Ne var ki altı yüz küsur sayfalık bu upuzun hikâye
Arayış: Deliahir Savaşçısı 1Ahmet Taşer · The Kitap · 202536 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kırk yıllık platonik aşk
Puan vermedi·224 syf.··
2026 13. kitabı
İnceleme özeti: (zayıf-orta-iyi-çok iyi-süper) Hikâye: Giriş: çok iyi. Gelişme: iyi. Son: orta Karakterler: Çok iyi Edebiyat: Çok iyi Kurgu: Orta İz bırakma: İyi Yazarın diğer kitaplarını da okuma dürtüsü: İyi Sayfa Düzeni: İyi Kapak: İyi Redaksiyon: Çok iyi. Altmışlı yaşlarda bir yazar, adı Zafer, aynı zamanda Trakya’da bir butik otel sahibi. Bir gün otele bir kadın geliyor, adam kadını hemen tanıyor çünkü kırk beş yıl önce porno dergilerde gördüğü ve aşık olduğu Elke isimli bir yıldızdır o. Gerçi kadın adının Ülkü olduğunu söylüyor fakat adam duygularından ve hafızasından emin; gelen odur, hem porno sektöründe olan biri gerçek adını kullanacak değil ya. Hatta adam o yıllarda izini bulmak için ta Amerikalar gitmiş, ama bulamamış, sonra da bir daha kadının ne fotoğraflarını görmüş ne de herhangi bir kaynakta izine rastlamış. Akıldan bir türlü silinmemiş öyle bir platonik aşk. Buraya kadar iyi bir başlangıç, ilgi çekiyor. Ne var ki okurun aklını karıştıran bir şey var, adam altmışında, gençliğinde hayallerini süsleyen kadın da en az onunla yaşıt olmalı değil mi? Hayır, kadın Afrodit gibi, vücudunda tek bir deformasyon yok, hatta dergilerdeki halinden bile daha güzel. Yazar Hakan Karahan'ın tarifi böyle; kadının yaşıyla ilgili bir ima, bir fikir, bir varsayım yok ortada ve kurguyu yaparken okuru bu tereddütten kurtaracak, bir yanılgı olma ihtimalini hissettirecek tek bir imada dahi bulunmadan eski porno yıldızı Elke ve otel sahibi Zafer arasındaki ilişkiyi tatlı tatlı anlatıyor. Okur da kafasındaki kurtları evire çevire okuyor. Ülkü ya da Elke, Zafer’e anılarını anlatırken, evliyken Karl adındaki elli dört yaşındaki bir adamla olan gizli ilişkisinden bahsediyor. Elli dört yaşındaki adamı öyle bir tarif ediyor ki, bakanların gözünü alamadığı, çarpıcı ve
Cennette Bir HaftaHakan Karahan · Mona Kitap · 20234 okunma
İnanmak için değil, düşünmek için okunacak kitaplardan.
8/10
·208 syf.··
2026 12. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 15:30
Aynı zamanda bir beyin cerrahı da olan yazarın, menenjit tedavisi görürken girdiği koma halindeyken başına gelen ölümden dönme deneyimini anlattığı kitabı. Özünde, bilincin sadece beynin bir ürünü olmadığını ve öbür dünyaya geçebileceğini iddia ediyor. Kanıt adındaki bu kitabı iki farklı pencereden incelemek istiyorum. İlki edebi yapısı olacak. Yazar iki yüz sayfalık eserinde, hayat hikâyesini, hastanedeki koma sürecini ve komayla birlikte gelen bilincin beynin blokesinden kurtulup özgürleşmesiyle yükseklerdeki deneyimlerini dönüşümlü olarak anlatıyor. Bir beyi n cerrahının anlatmak istediklerini usta bir edebiyatçının kurgusu ve cümleleriyle dile getirmesi takdir edilesi (Eğer sağlam bir editörlük desteği almadıysa) Gerçekte öyle yalın ve düzgün cümlelerle anlatıyor ki, kendinizi konforlu bir okumanın içinde buluyorsunuz. Sıkılıp bunalacağınız tek bir yer bile yok. Adamın hayat hikâyesi zaten başlı başına bir romanmış dedirtiyor. Hayata olan pozitif bakış açısı da etkileyici, onu evlatlık veren biyolojik ebeveynlerini arayıp bulup, sonra da kinden, nefretten uzak bir kabullenmeyle yaklaşması yüzde doksanımızın yapmayacağı bir davranış biçimi. Ben şahsen etkilendim. Çeviri de iyi olunca kitabın edebi yapısına, on üzerinden on vermemek mümkün değil. Gelelim ikinci pencereye, yani öbür taraf deneyimlerine. Ölüme yakın deneyim diyor yazar buna. Onu karşılayan parlak bir ışıktan, insan olan veya olmayan varlıklardan ve solucan deliklerinden bahsediyor. Oradayken dünyadaki kimliğini hatırlamadığını özellikle belirtiyor. Bir taraftayken öbür tarafı hatırlamamak evrensel bir kuralsa geri döndüğünde öbür tarafı da hatırlamaması türünden bir denklem çıkıyor ortaya. Açıkçası bende yazarın bu bölümleri kurguladığı fikri doğdu. Evet, beyin cerrahı olduğu için benzer konular
KanıtEben Alexander · Klan Yayınları · 201485 okunma
Kartelin romanı.
9/10
·117 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 10:19
Farklı bir eser; konusuyla, anlatımıyla, felsefesiyle çok çok farklı. Abartılması gereken, konuşulması gereken, sorular sorulması gereken bir şey! Şey diyorum çünkü Kolombiya karteliyle Meksika Karteli arasındaki ilişkileri, seri katilleri, muhbirleri ve peşlerindeki emniyet güçlerini böyle kısa ve öz anlatan bir romana hiç denk gelmemiştim, üstelik bu bir aksiyon da değil, edebi bir anlatı; aksiyonu, dehşeti, acımasızlığı ve ölümü katillerin ağzından sıradanlaştıran, okuyanı bir katil gibi düşünmeye zorlayan akla zarar bir edebiyat. Pek denk gelinebilecek türden değil. Benim gibi mafya dizilerinden uzak duran, sevmeyen, eleştiren birini bile etkileyen, neredeyse psikolojik bir vaka. Kuşkusuz sevmemek ayrı, orada neler oluyor diye merak etmek ayrı. Hikâyeyi sırayla, üç seri katil, bir pilot ve biri fahişe iki kadın anlatıyor. Bir de El Turco var, hepsinin lideri, ama okurla pek yüz yüze gelmiyor, hep arka planda, sürekli adı geçiyor, sürekli ondan bahsediyorlar ama o hep perdenin gerisinde. Yukarıda hayata seri katillerin gözüyle bakmaktan bahsetmiştim ya, ayrıca Mariana adlı fahişenin gözünden de bakıyorsunuz, kadının mesleğiyle ilgili akla hayale gelmeyecek felsefi yaklaşımları sizi şaşırtacak, evliliği sorgulatacak, o denli. Neyse ki aşık oluyor da evliliği düşünmeye başlıyor, oradan kurtarıyor yoksa fahişeliğin ne menem bir şey olduğuna neredeyse inandıracaktı. Sonuç olarak bu kitap, karanlık hayatların içine dalan, öldürmenin felsefesini anlatan bir ayna gibi. Şu cümle kast ettiğimi iyi anlatıyor. “Pek fazla iç içeydik ölümle. Pastacı çocuğun pastalarla ilişkisiydi benimkisi. Babam da sürekli birilerini öldürürdü. Bu yüzden onun öldürülmesi de bana garip gelmemişti.” Üstelik altı çizilecek o kadar çok cümle var ki, edebiyatseverler için farklı bir deneyim
El Turco: “Meksika”Metin Yeğin · Hayalci Hücre Yayınları · 20241 okunma
Kalıpların dışında bir polisiye
9/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Adına, konusuna bakıp bir polisiye roman okuyacağınız zannetmeyin. Evet bir cinayet var, cinayetin peşinde jandarma var, şüpheliler var, sorgular da var ama buna rağmen kabul edilebilir anlamda bir polisiye değil. Ne mi? Bir novella; tek bir olay ve bir asker karakterine odaklanan, yoğun ve akıcı bir anlatı. Bir başka ilginç nokta da yazarın merkeze aldığı Lituma, eserin asıl karakteri değil, asıl karakter olan Teğmen Silva’nın yardımcısı olan bir er, esasında olayların başlangıcında, gelişiminde ve çözülmesinde pek rolü yok. Yazar, baş karakter olan Silva yerine er Lituma’yı merkeze almış, Lituma’nın gözünden olaylara bakmış ama her şey Silva etrafında dönmüş, değişik bir anlatım. Silva değişik bir karakter, eğer bir novella olmasaydı unutulmayacak roman karakterleri arasına girebilirdi. Argo konuşan, sözünü sakınmayan, kurnaz biri, kasabanın tombul kadınlarından birine deli gibi âşık, saklamıyor da, aşktan alev alev yandığını her yerde ulu orta konuşuyor, üstelik kadın evli. Silva aynı zamanda acayip bir sorgu memuru. Tilki gibi karşısındakinin duruşuna göre taktik almayı iyi biliyor. Sarhoşla sarhoş, köylüyle köylü, kodamanla kodaman gibi konuşma becerisi sayesinde delil toplamada üstüne yok. Yazara bu noktada hayran olmamak elde değil, keza diyaloglar büyük bir ustalığın ve kabiliyetin eseri. Teğmen Silva’nın cinayetin baş şüphelisi Pilot Dufo’yu zil zurna sarhoş yakalayıp, ağzından birkaç laf almak için girdiği cambazlıklar, attığı taklalar okuyana M. Vargas Llosa gerçekten büyük yazar dedirtiyor. Ne diyalogdu! Bu arada çevirmenin de hakkını yememek lazım, eserin aslı nasıldır bilmiyorum ama kullanılan argolar öyle yerli yerinde ki, çeviride sırıtmıyor hatta cuk diye oturuyor. Daha önce Vargas Llosa’nın pek çok romanını okumuş biri olarak bunu elbette o
Palomino Molero’yu Kim ÖldürdüMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 2025201 okunma