Evrende sadece bir temel alternatif vardır: varolmak veya olmamak; ve bu, sadece tek bir varlık sınıfına, canlı organizmalara
mahsustur. Cansız maddelerin varlığı kayıtsız şartsızdır, ama hayatın varlığı öyle değildir. Hayatın varlığı, belirli bazı eylemlerin gerçekleştirilmesine bağlıdır.
Madde yok edilemezdir, biçim değiştirir, ama varolmaktan çıkmaz. Sürekli bir alternatifle, yaşam ve ölüm alternatifi ile karşı karşıya olanlar, yalnızca yaşayan organizmalardır. Hayat, bir kendi başına ayakta kalma ve kendince sağlanan bir faaliyet sürecidir. Eğer herhangi bir organizma bu faaliyette başarısız olursa, ölür; geriye onu oluşturan kimyasal elementler kalır, ama hayatı varoluşunu
yitirir. 'Değer' kavramını mümkün kılan sadece ‘Hayat' kavramıdır. Sadece yaşayan bir organizma için şeyler iyi veya kötü olabilir.
Bugün, tıpkı geçmişte olduğu gibi, filozofların çoğuna göre etiğin nihai standardı kapristir ve kavga sadece kimin kaprisi noktasındadır: İnsanın kendisinin, toplumun, diktatörün veya Tanrının.
Aleni mistikler, keyfi ve hesabı verilemeyen “Tanrı iradesi”ni bir iyilik standardı olarak ve kendi etiklerinin bir gerekçesi olarak
almışlardır. Neo-mistikler ise Tanrı iradesi yerine “toplumun çıkarı”nı koymuşlar; böylece “iyinin standardı, toplum için iyi
olandır” gibi bir tanımın girdabına düşmüşlerdir. Mantıken bu, günümüzde dünyanın her tarafındaki uygulanmasında da olduğu gibi, “toplum”un tüm etik ilkelerinin üzerinde bulunduğu, çünkü
toplumun etiğin kaynağı, standardı ve ölçütü olduğu, çünkü toplum neyi irade buyurursa, her neyi kendi refahı ve memnuniyeti olarak ifade ederse, onun “iyi” olduğu anlamına gelmektedir. Bunun
anlamı, “toplumun” canı istediği her şeyi yapabileceğidir, çünkü “iyi” toplumun yapmayı istediği şeydir (çünkü toplum onu
istemektedir). Ve “toplum” diye bir varlık olmadığından, toplum sadece belli sayıda münferit insan olduğundan, bu, bazı insanların (çoğunluk veya toplumun sözcüsü olma iddiasındaki herhangi bir
çetenin) gerçekleştirmek istedikleri herhangi bir kaprisi (veya zorbalığı) etik olarak görmeye ve göstermeye yetkili oldukları ve öteki insanların da etik olarak hayatlarını bu çetenin arzularına hizmet edecek biçimde harcamaya yükümlü oldukları anlamına gelmiştir.