UMAMİ TADINDA BİR ROMAN: HEDER AĞACI
Hayatın telaşlı koşuşturması içindeyken, bir an âşık olduğunuz kişi aklınıza gelse ve her şey değişiverse, yüreğinizde kanat çırpan kuşların rüzgârıyla yavaş yavaş gökyüzüne çıksanız, bir bulutun üzerinde bağdaş kurup otursanız, aşağıda ne görürdünüz? Yeryüzünün acıklı hâlini mi, yoksa hayatın güzelliklerini mi? Bir gencin sevdiğine aşkını ilan edişini mi, bir amcanın yeğenini vahşice öldürmesini mi? Doğanın gücü karşısında aciz kalanları mı, doğanın cömertçe sunduğu renkleri, kokuları, sesleri iliklerine kadar hissedenleri mi? İyilikleri mi, kötülükleri mi?
Abdullah Ataşçı’nın Everest Yayınları’ndan çıkan romanı Heder Ağacı, size dünyayı bulutların üzerinden kuş bakışı izletirken, insan olmanın türlü hâllerini mercek altına alıyor. Günümüzden yüz elli yıl öncesine kapı aralayan roman; kurgusu, akıcılığı ve enerjisiyle Jack London kitapları kadar heyecan uyandırıyor. İnsanın doğayla mücadelesinin anlatıldığı bölümlerde kitabı okumuyor, anlatılanları âdeta yaşıyorsunuz.
Yaşar Kemal’in eşsiz doğa betimlemelerini seviyorsanız, Ataşçı’nın doğa gözlemi ve aktarımındaki inceliklerden büyük keyif alacaksınız. Heder Ağacı; onlarca rengi, kokuyu, ışığı, sesi iliklerinize kadar hissettirecek. Bazen kitabın sayfalarını çevirdiğinizi unutup, bir suyun kenarına ışınlanacak, roman kahramanlarından Lütfi’nin yanında, siz de renk cümbüşünün içinde doğayı soluyacaksınız. Bazen bir kayanın üzerindeki çekirgenin gerinmesiyle başlayacak sabah ve üzerinize doğan güneşi hissedeceksiniz. Oturduğunuz yerde pürenlerin, yarpuzların, kekiklerin kokusu gelecek burnunuza.
Heder Ağacı’ndaki en etkileyici unsurlardan biri de Murat Nehri’ne ilişkin betimlemeler. Romanın damarlarında âdeta kan gibi dolaşan Murat Nehri’nin Ağrı Dağı’ndan doğuşu, hayata