2. Bölüm: Gerçeğin Gölgesi
Gözlerimi açtığımda, karanlık ve nemli bir mağaradaydım. Etrafımı saran tek şey, mağaranın girişinden sızan zayıf bir güneş ışığıydı. Kafam karmakarışıktı, ne olduğunu ve nasıl buraya geldiğimi hatırlayamıyordum. Korku ve endişe tüm benliğimi sarmıştı.
Ayağa kalkıp etrafıma bakındım. Mağaranın duvarları pürüzlü ve soğuktu. Yerler kaygan taşlarla doluydu. Etrafta tek bir canlı varlık görünmüyordu. Yalnızdım.
Birden, mağaranın girişinde bir adam belirdi. Güneş ışığı tam arkasından vuruyordu ve yüzünü göremiyordum. Sessizce bana doğru yaklaştı.
"Neredeyim?" diye sordum, sesim titriyordu.
Adam durdu ve bana baktı. Gözlerinde bilgelik ve derinlik vardı.
"Mağaradasın," dedi. "Hepimiz mağaradayız."
Ne demek istediğini anlamadım. "Ne demek istiyorsun?" diye sordum.
Adam elini mağaranın girişine doğru uzattı. "Orada gördüğün ışık, gerçek dünyanın ışığıdır," dedi. "Ama biz, o ışığı doğrudan göremiyoruz. Gördüğümüz tek şey, mağaranın duvarlarına yansıyan gölgelerdir."
Sözleri kafamı karıştırmıştı. "Gölgeler mi?" diye sordum. "Ne demek istiyorsun?"
Adam mağaranın duvarlarına işaret etti. "Bak," dedi. "Duvarlarda gördüğün nesneler, gerçek dünyadaki nesnelerin gölgeleridir. Biz, bu gölgeleri gerçek sanıyoruz. Ama onlar sadece birer yanılsamadan ibarettir."
Söyledikleri aklımı allak bullak etti. Hayatım boyunca gördüğüm her şey birer gölge miydi? Ailem, arkadaşlarım, yaşadığım şehir... Hepsi birer yanılsama mıydı?
Adam, mağaranın girişinde durdu ve bana döndü. Gözlerinde derin bir hüzün vardı. "Hepimiz bu mağarada doğarız," dedi. "Doğduğumuz andan itibaren, mağaranın duvarlarına yansıyan gölgeleri görmeye başlarız. Bu gölgeler, bizim için gerçeklik olur. Ailemiz, arkadaşlarımız, yaşadığımız dünya... Hepsi bu gölgelerden oluşur."Ama gerçek dünya, mağarada