"Peki, ne yapıyorsunuz?"
"Yaptığımız şu. Üstünden çok zaman geçmedi, diyorduk 'memurlar rüşvet alıyor, yol yok, ticaret sıfır, adil mahkemeler yok..."
"Ha, anlıyorum, sizler kusur bulucularsınız... asıl adı bu ola gerek. İyi ya, sizin bulduğunuz kusurların çoğunda birliğim, ama..."
"Sonra şunu anladık ki, toplumsal hastalıklarımız üstünde konuşup durmak, zaman yitirmekten başka bir şey değildir ve sadece saçma bir doktriner davranıştır. Gördük ki, bizim aklı evvellerimiz, bizim ilerici, bizim reformcu denilenlerimiz hiçbir şey başaramamışlardır. Kendimizi saçma sapan şeylerle, sanat tartışmaları ile, bilinçsiz yapıtlarla, parlamentoculukla, baro ile, daha bilmem nelerle oyaladık durduk. Oysa her zaman gerçek sorun günlük ekmek sorunu idi, bizi boğan en bayağı çeşitten boş inançlardı, başlarında namuslu kişiler olmadığı için mahvolan endüstri girişimlerimizdi, giderek serflerin kurtuluşu konusunun hükümetin o kadar yaygaraya boğduğu o sorunun bizim köylülerimiz meyhanede kafayı çekmek uğruna kendi mallarını bile seve seve çalmaya hazır oldukları için hiç de yararımıza olmadığı idi."
"Demek," diye sözünü kesti onun Pavel Petroviç, "demek bütün bu konularda bu kanıya vardığınız halde, gene de ciddi olarak hiçbir şey yapmamaya karar verdiniz."
"Ve ciddi hiçbir şey yapmamaya karar verdik," diye tekrarladı onun sözünü Bazarov, dik başlı. Birden bu soylu katından adamın önünde bunca açık konuştuğu için kızdı kendine.
"Kendinizi sövüp saymaya verdiniz, öyle mi?"
"Kendimizi sövüp saymaya verdik."
"Bunun adı da nihilizm, öyle mi?"
"Evet, bunun adı da nihilizm," diye tekrarladı gene Bazarov küstahça.