"Peki insan nedir, biliyor muyuz? Doğası nedir?
Onun hakkında ne düşünürüz? Ve kulaklarımız bu
konuda ehlileşmiş midir? Hayır. Doğa ne anlıyor musun? İzah etmek zorunda olduğumu söylediğimde beni
hangi derecede anlıyorsun? İzahat nedir biliyor musun? Doğru ya da yanlış nedir biliyor musun? Seni felsefeyle mi tanıştırmalıyım? Seninle konuşmaktan ben
ne kazanıyorum söyle. Beni heveslendir. Neden böyle
bir arzu duyayım? Koyun sevdiği otları gördü mü iştahlanır. Ona taş ya da ekmek göster yerinden kıpırdamaz bile. Dolayısıyla bizim de doğal bazı arzularımız vardır. Mesela konuşmaya değecek insanlar. Bizim içimizdeki ruhu canlandıracak bir dinleyici. Ama bir
taş ya da ot gibi oturursa ben neden konuşma arzusu
duyacağım?"
"Bir doktor hasta bir adama diyor ki: 'Dostum, ateşin
var. Bugün hiçbir şey yeme, su iç.' Kimse buna 'Ne büyük
bir hakaret!' diye cevap vermiyor. Ama bir adama kalkıp
Arzuların zehirli, içgüdülerin zayıf, isteklerin tutarsız,
güdülerin doğayla uyumlu değil, fikirlerin olgunlaşmamış ve yanlış' dersen ona hakaret ettiğini söylüyor. Bir
ayna insanı tam olarak göründüğü gibi gösterdiğinde olgunlaşamamış insanı kızdırıyor."