Öğrenmeye çalışan bir öğretmen. Felsefe, psikoloji, din, edebiyat ile ilgilenir Okur, araştırır ve yazar. Her insan okunması gereken ayrı bir kitaptır görüşündedir. Kurucu felsefesi arayış, anlam ve eylemdir.
"Dini bir borç ödeme kurumu olarak görürsek; “Ödedim borcumu, tamamdır" dersiniz, ama nimet olarak algılarsak, ne yaparız bu defa?
Teşekkür ederiz. İşte "şükr”ün manası budur. "Çok şükür sana!.. Sana borcumuzu ödemek ne mümkün! Şükürler olsun sana!"
Görüyor musunuz?
Dinin gayesini Kur'an şöyle beyan ediyor:
"Allah size zorluk değil, kolaylık diler."
"Ey müminler! Allah sizi zor durumda bırakmayı değil, iman ve ibadet ile mânevi olarak temizlemeyi ve tanıdığı kolaylıklarla size olan nimetini tamamlamayı murat etmektedir. Bu durumda size düşen bu ilâhî hükümlere riayet etmektir" 5
Yani, Allah sizi dinle sıkıntıya sokmak istemiyor; bilakis din adı altında üzerinizdeki baskıları, yükleri kaldırmak istiyor. Şu ayete kulak verelim: "...Allah'ın elçisi Muhammed -diğer bütün elçilerimiz gibi- insanları doğru ve güzel şeylere yöneltmekte, Allah'a ortak koşmak ve benzeri çirkin işleri yapmamalarını öğütlemekte, İsrailoğulları'nın kendi kafalarından haram kıldıkları şeylerin esasında Allah tarafından haram kılınmadığını belirterek, dini zorlaştıran bâtil inançları ortadan kaldırarak insanların üzerlerindeki yükleri hafifletmekte, helali haramı bildirmektedir" Bu ve benzeri birçok ayete rağmen, din bizde baskı gibi anlaşılmıştır; yük gibi anlaşılmıştır. Bu, adeta “kuşun kanadını yük telakki etmesi" gibi bir şeydir. Kuşu uçuran kanat, yük telakki edilir mi? Biz de dini bu şekilde anlamazsak, kırık kanat kuşa yük olduğu gibi din de bize yük olur. Ve bugün, genelde yük gibi telakki edilmektedir.
Allah sizi manevi temizliğe kavuşturmak ve size nimetlerini tamamlamak istiyor. Size nimetini, lütfunu, yardımını göndermek istiyor. Din bu"s.55
"Dini bir külfet gibi Allah'a borç ödeme gibi anlıyoruz. Allah; "size ihsan ettiğim nimetleri sayamazsınız" diyor. Biz ise borçları sayıyoruz. Bu anlayışı sorgulamalıyız.
Kime borç ödüyorsun sen? Kimin malıyla kime borç ödüyorsun? "Al kardeşim borcunu. Daha bana bir şey diyemezsin!" gibi bir şey mi bu?
Allah'a borç ödenmez. Seni yaratan O; bütün bu imkânları veren O. O'nun suyuyla abdest alıyorsun, O'nun verdiği eli yıkıyorsun. Ondan sonra da namazla, oruçla borç ödüyorsun, böyle şey olur mu?
Görüyor musunuz?
En dindarımızın bile kafasında buna benzer şeyler vardır. Mükellefiyet.
Din külfet değildir.
Nedir?
Nimettir; Manevî Rızıktır,Lütuftur.
Nasıl ki tabiat sizin maddî rızkınıza kaynaklık ediyorsa, Kur'ân da sizin manevî rızkınızdır.²
Allah Teâla dini "nimet" olarak takdim eder: el-yevme ekmeltü le-küm dîneküm ve etmemtü aleyküm ni'metî...³
Bakın, "nimetim” diyor, nimet. Ve Mehmed Zihni Efendi adlı bir âlim kitabına Ni'met-i İslâm adını vermiştir. Muhteşem bir ifade. İslâm'ı bir nimet olarak sunması harika!
İslâm'ı bir borç, bir mükellefiyet, bir yükümlülük olarak anlamak yerine su gibi, hava gibi bir ilahi nimet olarak algılarsak, o zaman, yüce Allah'la ilişkilerimiz de değişecektir"s.54
Şayet meseleyi gerçekten kavramış ise, Hak diyen insanın aynı zamanda halk demesi de gerekir. Zira Halk, Hakk'ın görünen yüzüdür. Hak/Hâlik olmazsa halk da olmaz. Hâlik'in rızasına ancak mahlukla iyi iletişim yoluyla ulaşılabilir. İnsanlığın kurtuluşunu sağlayacak olan Hak ve halk sentezinin; dinin, bu iki boyutu birlikte düşünmek demek olduğu fikrinin bir an önce ülkemizde canlanıp bütün insanlığa yayılmasını ve insanlığın mutlu olmasını diliyorum."s.51