Ne diyordum... şu tatlı zevk düşkünlüğünden gözü dönen Türklerin eziyetlerinden çocuklar da nasibini alırmış; onlara ettikleri eziyetler, yavruları henüz analarının karnındayken söküp almaktan, minicik bebekleri şöyle bir yukarı hoplatıp, analarının gözleri önunde süngüleriyle yakalamaya değin varırmış, ki en tatlı hazzı da annelerin gözlerinden alırlarmış. Ah, bir de beni pek çok ilgilendiren bir tablo vardı. Gözünde bir canlandır: Tir tir titreyen annesinin kollarında el kadar bir bebek, etraflarında içeri giren Türkler... Neşeli bir numara yapmak düşüyor akıllarına: Bebeği okşuyor, gülsün diye gülüşmeye koyuyorlar ve beceriyorlar da... bebek gülüveriyor. Hemen o anda Türk, tabancasını bebeğin yüzüne doğrultuyor, namlu ile yavrucak arası da yalnız dört verşok mesafe kalmasına dikkat esiyor. Minik oğlan keyifli keyifli gülerek ufacık ellerini tabancıya uzatıyor... sanatçımız o anda yavrucağın tam kafasına doğru nişan alarak tetiğe asılıyor; bebeğin kafası paramparça oluyor... Pek sanatsal değil mi? Bu arada, derler ki Türkler tatlıya bayılırmış...