Siz, kadının gelişmesine izin vermediniz. Onu zayıf bıraktınız, sonra da “Sen zayıfsın.” dediniz.
Eğer siz, kadına eğitim için; dinî ve ilmî meclislere katılması, tartışma ortamlarında ve konferanslarda bulunması, okuması, kütüphane sahibi olması, üniversite tahsili görmesi için fırsat verseydiniz, o da sizin kadar bilgili ve hak sahibi olurdu.
İlmi ve dinî konuları bugünün anlayışıyla insanlara aktarma iddiasında olan Hüseyniye-i İrşad gibi kurumlara katılma hakkını da elinden almazdınız.
Siz hiçbir zaman kadınlar için bir kütüphane açmadınız, bir üniversite kurmadınız.
Fikrî seviyesi yüksek, ciddi dinî toplantıları erkeklere has kıldınız; kadınları ise bundan mahrum ettiniz.
Kadınların sadece sizin arzu ettiğiniz biçimde, ağlama meclislerine katılmalarına izin verdiniz.
Böylece kadında ne fikir, ne bilgi, ne de şuur kaldı.
Bugün biz, kadına vermemiz gereken hakları vermedik.
Üstelik vermediğimiz halde ondan beklenti içine girdik.
Oysa kadın, kendisine bizden gelmeyen hakları başka yerlerden kolaylıkla elde etti.
Artık düşünce ve farkındalık düzeyi bakımından sizinle aynı seviyededir.
Siz eğer ilim meclislerinde, ders ortamlarında, konferanslarda veya üniversitelerde erkekle kadın arasına perde çekip; kadını kat kat örtülere bürüyüp en arka sıraya oturtursanız, onu konuşmacıyı görmekten, soru sormaktan, itiraz etmekten, hatta konuyu anlamaktan mahrum bırakırsanız kadın gördüğü bu hakareti, yaşadığı bu bedbahtlığı ve çaresizliği dine yüklemez mi?
Kurtuluşu, böyle aşağılanmayacağı başka yerlerde aramaz mı?
Bugünün kadınları artık eskisi gibi değildir.
Düşünen, soru soran, dünya olaylarından haberdar kadınlar; Avrupa edebiyatını, dünya ideolojilerini, sanatını, felsefesini, medeniyetini ve bilimini okumakta, araştırmaktadır.
Peki bu durumda, yalnızca kadın olduğu