Emile Dermenghem diyor ki:
"Bilâl-i Habeşî, İslam'dan dönmediği ve tekrar şirki kabul etmediği için efendisi tarafından çırılçıplak soyundurularak kızgın güneşin altında kavurucu kumların üzerine yatırılıp göğsünün üzerine kocaman bir taş saatlerce tutuluyordu. Bu yakıcı kumlar ve taşların altında susuzluktan kahrolan Bilâl-i Habeşî, buna rağmen imanını bütün gücüyle koruyor ve bu işkencelere karşı 'Ehad... Ehad...' diye Allah’ın vahdaniyetini dile getiriyordu."
Léone Caetani diyor ki:
"Bu mücadelenin (saldırıların) müteaddit kurbanları arasında Ammar b. Yasir ile ebeveyni de vardı. Bunlar her gün Benî Mahzûmlar tarafından Mekke kurbunda (yakınında) Ramada tepesine götürülürdü. Günün en sıcak saatlerinde, kendilerine türlü türlü işkenceler yapılırdı. Bir gün yanlarından Muhammed geçti. Onları mukavemete teşvik ederek hayat-ı ukbâda nâil-i mükâfât olacaklarını vaad eyledi (ahirette mükâfat kazanacaklarını söyledi). Ammar’ın validesi bu işkenceler altında öldü."
T. W. Arnold diyor ki:
"Abdullah b. Mes’ûd, Hz. Muhammed’e râbı olanlardan kimsenin cüret edemediği bir işi yapıyor ve gidip Kâbe dâhilinde Kur’an’dan ayetler okuma cesaretini gösteriyordu. Orada toplanan Kureyşliler üzerine hücum edip yumrukluyorlardı, fakat onu vazgeçirmeleri bir hayli zor oluyordu. Ertesi gün aynı şekilde davranmaya hazır ve kararlı olarak arkadaşlarının yanına dönüyor; 'Hayır! Bu kadarı yeter. Onlara sevmedikleri şeyleri duyurdun,' diyerek onu bu teşebbüsünden vazgeçiriyorlardı."