Bir ara siyah deri ceketi omuzlarından kayıverdi. Ortaya çıkan köprücükkemiğine, şahdamarına, gırtlağındaki yumruya, boyun çukuruna bakarken kasığıma uzanan tellerin yangılı titreyişini hissettim. Kül rengi yüzüne göre körpe sayılabilecek dipdiri bir ten parlıyordu önümde. Eskiden beri kokusunu bildiğim, kim bilir kaç kez solumasını dinlediğim, defalarca tuzunu tattığım, hafızamın bir hücresinde saklı tutulu, solmamış bir gövde. Arzu böyle bir şey galiba. Bir yabancıya duyulan tanışıklıkta mayalanmaya başlıyor.