Ahmet Erhan…
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Kirli, acı bir su gibi yürüdü içimde
Dokunduğum, gördüğüm her şeye sindi
Ürperdim, korktum ve biraz şaşırdım
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Yağmur altında ya da karanlıkta
Bir başıma kalmış gibi.
Sevgilim böylesine alımlıyken
Güz kuşlarının güneye doğru akıp gideceği yol
İyice belirmişken gökyüzünde
Onarırken, sararken hayat
Çocukların incinmiş gülüşlerini
Artık her park yeri bir apartman inşaatı
Her sokak bir otomobil nehriyse de.
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Soğuk camlara dayayarak yüzümü
Kuşağımın acısını, kefenlenen gençliğimizi
Yaşayan ya da artık yaşamayan dostları
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Örterek yüreğime kara bir tülü.
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Kapkara bir gece penceremi dalarken
Öleceğini bile bile karşı koymanın onurunu
Yiğitliğin, özverinin, sevginin
Arkadaşlarımın yüreklerinden çıkan özsuyunu.
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Bir darağacında ya da yolda yürürken
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken
Âşık Feymâni…
Beni çölden çöle atsan
Yine Sen’den umut kesmem
Garipler içine katsan
Yine Sen’den umut kesmem
Ömrümüz besli kafeste
Daima kulağım seste
Can çıkarken son nefeste
Yine Sen’den umut kesmem
Dolaştırsan hâlden hâle
Hoştur Sen’den gelen çile
Ölümden ötede bile
Yine Sen’den umut kesmem
Şu gönlümün yâresine
Sen merhemsin çaresine
Atsan veyil deresine
Yine Sen’den umut kesmem
Arasat’tan aşırtsan da
Mahşer günü şaşırtsan da
Ol Sırat’tan düşürtsen de
Yine Sen’den umut kesmem
Feymâni’nin tapusunda
Sen gizlisin yapısında
Cehennemin kapısında
Yine Sen’den umut kesmem