Sevgili İskender, yolumuz burada ayrılıyor. Doğumundan ölümüne kadar beraber bir serüvene çıktık seninle. Yazar maceranı o kadar detaylı anlatmıştı ki kendimi senin yanıbaşında hissettim. Evet uzun bir serüvendi, bir sürü ülke gezdik; yeni iklimler, yeni insanlar, yeni coğrafyalar, yeni hayvanlar keşfettik. Eğer bu kitapta anlatılanların yarısı bile doğruysa, gerçekten muhteşem biriymişsin. Cesur, kural tanımaz, farklılıklara saygılı, harika bir kral ve sevdiklerine değer veren bir insan.. İçimde hafif bir hüzünle kendi zamanıma dönüyorum şimdi. Kısacık yaşamında başardıklarınla gurur duymalısın. Hiç unutulmayacaksın.
Haa aklımdayken, benim için Peritas ve Bukefalos'u öper misin?
Sevgilerimle :)
Yaşadığımız zaman öyle bencil ki, çok az insan sahip olduğu imkanlara, başkalarının da ulaşabilmesi için mücadele ediyor. Bu kişilerden biri de, cesaretle inandığı doğrular için mücadele eden önemli değer, Aziz Nesin.
Onu tanıma yolunda ilk adımımın çocukluk hikayeleri olması gerektiğine karar verdim ve farkettim ki çocukluğumuz tahmin ettiğimizden çok daha fazla etkiliyor tüm yaşamımızı.
Küçük Aziz yoksul bir ailede doğuyor, belli değerleri ve önemli kuralları olan bir ailede... Sağlık sorunları olan bir anne; asabi ve dini inancı kuvvetli bir baba ile hurafelerin, batıl inançların yaygın olduğu bir mahallede. Yaşıtları ile ilişkisi ise temel bir çatışmaya dayanıyor, zenginlik ve yoksulluk. Bu yaşam koşullarında küçük Aziz'in başından geçen öyküleri okuyoruz. Bu kısacık metinin en can alıcı satırları ise bunlardır benim gözümde:
"Bir atasözümüz var: Her koyun kendi bacağından asılır. Evet, doğru, her koyun kendi bacağından asılır ama koyun olduğu için. İnsan koyun değil ki... Hiçbir insan yalnız kendi bacağından asılmaz; her asılanla biraz da biz asılırız, her açla açız, her tutukluyla tutukluyuz."
İyi ki tanıdım seni, Küçük Aziz. Yolumuz uzun.. Tekrar görüşmek üzere..