Yalnızlıkta ikinci bir kişi olmuştu içinde. Asıl, o muydu, kendisi miydi, karıştırıyordu. Kim bilir belki kendisi ikinciydi. Zaman zaman onunla konuşur gibi mırıldanırdı. Etsiz kemiksiz o varlık, evle onun arasında bir köprü görevini görüyor, adeta ikisinin ortasında birinin söylediğini öbürünün diline çeviren bir uzman gibi yaşıyordu.
Birden kendini toplamak istedi. Ama belki de artık her şey bitmişti. Bir mahşer meydanını andırmıyor muydu burası ? Bu tek başına kalmışlığı bir mahşer öncesinin korkunç yalnızlığı değil miydi? Birden müthiş bir şekilde dua ihtiyacını duydu. Babasını hatırladı birden. Gözlerinin önünde canlandı babası.
Kendimi hiç tükenmeyecekmişcesine harcadım. Yıllarca sanki bir intihar kılıcının ucunda yaşadım. Gülmeyi unuttum. Daha doğrusu, ağlanacak yerlerde güldüm. Gülünecek yerlerde gülemedim.