Ben onunla hiç konuşmadım o da benimle konuşmadı, en azından kelimelerle konuşmadık; ama ben onun gözlerini okudum, o da benimkileri okudu; ve suskun konuşmamız bu şekilde devam etti.
Önsezi tuhaf şey! Duygudaşlık da öyle; işaretler de öyle ve bu üçü birlikte insanlığın henüz çözemediği bir gizemi oluşturuyor. Ben hayatımda hiç önsezilerle alay etmedim, çünkü benim de tuhaf önsezilerim oldu. Duygudaşlık ise bence (mesela aralarına mesafe girmiş, hanidir gözden ırak, tamamen kopmuş akrabalar arasında, birbirlerine yabancılaşmalarına rağmen her birinin köklerinin geldiği kaynağın birliğinin ileri sürülmesi) ölümlülerin aklının ermediği bir şekilde gerçekleşiyor. Ve işaretler, bildiğimiz kadarıyla, doğanın insanla duygudaşlığından başka bir şey olmayabilir.
Üşüyorsun çünkü yalnızsın, görüştüğün hiç kimse içindeki ateşi yakamıyor; hastasın çünkü en güzel duygular, insana bahşedilmiş en tatlı ve en yüce duygular senden hep uzakta; aptalsın çünkü acı çekmene rağmen seni bekleyen şeylere ulaşmak için ne onlara gel diye işaret ediyor ne de kendin bir adım atıyorsun.