Bu hayatın bir manası olması icap ederdi... lakin tembelliğe alışmış kafası bunu bulamıyor,bulmak için uğraşmaya üşeniyor, yanlış ve bayağı olduğunu sezdigi şeyleri de kabul edemediği için selameti firarda buluyordu...
Her şeyden, her derin düşünceden, her üzüntülü nefis muhasebesinden kaçmayı itiyat edinmişti.
"Bir fikir adamı, kafası adamakıllı teşekkül etmeden İstanbul'dan ayrılamaz... Kültür merkezimiz, maalesef, şimdilik bir tane... Ve o da İstanbul... Dışarıda dimağların inkişafının nasıl yavaşlayıp durduğunu görüyoruz... Tatillerde gelen arkadaşlara bir bakmak kâfi..." Lakin nefsine karşı daha samimi olduğu anlarda bu kültür merkezinin ehemmiyetini lüzumundan fazla büyüttüğünü itiraf etmeye mecbur oluyordu...
İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz, fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş caddeyle bir o kadar kahveden başka ne biliriz? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz... En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşur? ....