Bir önceki bayram yanında olan, elini öptüğün, oturup saatlerce konuştuğun insanı bir sonraki bayramda yanında göremeyince anlardı insan kaybettiğini. Aslında bilirdin; başınız sağ olsun dediklerinde kaybetmiştin zaten, tabutunu beklemiştin gece boyu, cenazesine katılmıştın, tabutun içinde yatan oydu bu kez ama inanamıyordu insan işte, kabul edemiyordu gittiğini.
Zamanla acısına alışıyordu da bir bayram sabahı gittiğinde elini öpemeyip, yüzünü göremeyip, bir mezarının başında dua ettiğinde anlıyordu bu yükün ağırlığını. Kabullenemediği ne varsa tokat gibi çarpıyordu yüzüne. Kaçtığı her gerçek bir tekme darbesi indiriyordu karnına. Bakıp kalıyordun o mezar taşına. Birkaç ay önce elini öptüğün insandı orada yatan, saatlerce konuştuğun kişiydi. Oysa biliyordun, cenazesini görmüştün; sen değil miydin başında bekleyen tabutun? Neden kabul edememiştin?
Bayramlarda bir yanı eksik kalınca acısını o günkü kadar taze, o günkü kadar diri hissedebiliyordu insan. Bunu sevdiğini kaybetmeyenler anlayamazdı. Hâlâ kaybetmediysen öp elini, sarıl sıkıca, otur karşısına, konuş soluksuzca, gül kahkahalarla, sev doyasıya. Çünkü kaybettiğinde bulamıyorsun yanında, öpemiyorsun bir daha, sarılamıyorsun sıkıca toprağa, oturamıyor insan soğuk mezar taşına, cevap alamıyor konuşsa soluksuzca, gülemiyor yaşlı gözleri, sevse de acıyor yüreği.
Kaybedilen her insanın acısına, kutlunan bayramlarla, yüreğindeki yarımlığa, sarılsın soğuk toprağa.