Destina

Destina
@Arslan1938
Kimsenin gitmediği bir mezarlık gördün mü? Yağmur en çok onların dostudur.
Lâl
Bazen, bilhassa geceleri, insanın yüreğine bir ağırlık çöker. Anlaşılmak istersin, anlatmak istersin, dinleyecek birileri olsun istersin. Sadece birisiyle konuşmak istersin ama seni anlamayacağını ve sen teselli istemediğin halde boş tesellilerle seni avutacağını bildiğinden elin gitmez yazmaya. Bazen insan anlatmadan anlaşılmak, bağırmadan da duyulmak ister. Ama haykırsa dahi lâl kesilir tüm kelimeler. Hiç değilse bir kez layıkıyla dinlesinler istersin. Sen olsan dinlersin çünkü. Aslında en iyi dinleyiciler de, en iyi teselli verenler de bunlara en çok ihtiyaç duyanlar olur. Çok güzel bir dinleyicisindir çünkü kimse seni dinlememiştir ve sen o yükün ağırlığını biliyor, başkalarına yaşatmak istemiyorsun. Çok iyi teselli ediyorsundur çünkü senin ihtiyacın varken tek bir insan evladı dahi çıkıp sana iyi hissettirecek bir kelime etmemiştir. Nerede eksik hissediyorsa orayı tamamlar insan. Teselli lazımsa en iyi teselliyi verendir, dinlenmek istiyorsa en iyi dinleyendir, görünmek istiyorsa içini görendir, anlaşılmak istiyorsa fısıltıları bile duyandır. Hangi yerde eksik kaldıysa yüreği, kendinde oraları doldurur; tattığı his öyle boğaz yakıcı, öyle kötü bir izdir ki damağında, başkaları yaşamasın diye eksik gördüğü her şeyi kendinde tamamlar. Kelimeler dudakta lâl, hevesler kursakta kal olursa insan sessizleşir ve her sessizlik, aslında bir zamanlar duyulmak için atılmış haykırışlardır. Her sessiz insan, zamanında haykırsa da duyulmamıştır ve her çırpınış biraz daha acıtır insanın boynundaki urganı.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dönence
Simsiyah bir gece ve ben koynunda yapayalnızım. Gece geç saatlerde, bilhassa 00.00 sonrasında insan yalnız hisseder. İsterse milyonlar olsun yanında, bir kez de olsa tadacak o hissi yürek. O hissi geçirmek zordur, hatta imkansıza yakındır da. Durur düşünürsün, tavanı, tavandaki lekeleri ve her bir şekli ezberlersin zamanla. Bakarsın saate, kaç saat uyuyacağını merak edersin ve yatağa girdiğinde henüz gece yarısına yeni gelmiş olan saat, bir bakmışsın gecenin üçü olmuş. Bir gaflet yatmazsan o saatte, tebrikler; sabahın beşine sürgün yedin. Ve lanetlendin. Sabahın ya da gecenin beşi, fark etmez. Sürdün yediğin o saatten sonra uyusan yetmez, uyumasan gitmez. Düşünceler bir kemirgen olup beynini yok ederken ağır ağır baş ağrısı sızar içeri. Kumlar fırlatırlar gözlerine, kıpkırmızıdır beyaz olması gereken kısımları. Mor halkalar misafir olur gözlerinin altına. Uyutmaz sabah beşler, gece üçler. Uyutmayan aslında düşünceler. Yorgunluk daimi yoldaşın, huzursuzluk ebedi dostun olur yanında, bir gölge gibi takip ederler seni. Gölgenden kurtulabilir misin? Simsiyah gecenin koynunda, yapayalnız hisseden herkese. Yalnızlık aslında en büyük kalabalıktan taşar ve sen o kalabalığın içinde kendine bile yabancı kaldığında ruhundan sürgün yemiş gibi uçsuz bucaksız, ışık görünmeyen o yola girersin; gördüğün ilk ışığa koşma çünkü karanlık bir tünelde gördüğün her ışık kurtuluşun olmaz. Trenler de tünele ışık tutar, o ışığa kanma, emin olmadan adım atma ve unutma; en yalnız anında bile sen varsın yanında.
Alıntı
Boşluk
Sıfırdan başlamalı insan bazen. Hiç ölmeyecek gibi yaşamalı, hayaller kurmalı ama bunları yaparken anı kaçırmamalı. Bizim eksiğimiz bu işte; ileride çok güzel bir hayat yaşamak istiyoruz ve bütün günlerimizi bu uğurda harcıyoruz. Dününü harcadın, bugününü harcıyorsun ve yarın da harcayacaksın. Durup düşündün mü hiç ben bugün yaşadım mı diye? En son ne zaman hissettin yaşadığını? Belki hatırlamıyorsun bile. Yarınların için heba ettiğin bugünün ve kaybettiğin dünün var ama bir düşün, Tanrı sana bir yarın daha verecek mi? Belki kendini yırttığın, her şeyini verdiğin, anlarını feda edip koca bir ömrü harcadığın zamanın ilerisinde sana bir gün yok. Garantisini verebilir mi insan bir saniye sonrasının? Hiç ölmeyecek gibi hayal kur, birazdan ölecekmiş gibi yaşa, derler. Oysa biz hiç ölmeyecek gibi yaşayıp hayal kurmayı bile unuturuz. Yorgunuz, hep yorgunuz, kronik bir yorgunluk ve hiç geçmiyor. Uykusuz, yorgun, çaresiz, sanki çıkmazda gibi hissettiriyor. Bir şeyin yeşermesini haddinden fazla beklemek de solmaktır aslında, derler. Bazen sadece olmaz. Hiçbir sebep yoktur olmaması için ama olmaz işte, nasibinde yoktur, kaderine yazılmamıştır. Değiştirebilir misin? Kadere karşı gelebilir misin? Bir şans verseler sana o çok isteyip de olduramadığın şeyi yapmak için ve sen o şeyi oldursan, emin olabilir misin sana iyi geleceğinden? Olmuyorsa belki senin için iyi olan değildir, hakkında hayırlısı değildir. Bilebilir misin geleceği? Değiştirebilir misin geçmişini? Bazen olduramadığımız şeylerin olmayacağını kabullenip yeni şeyler deneyebilmeliyiz. Her bitiş yeni bir başlangıç getirir peşinde. Birbirlerine bağlıdır bitiş ve başlangıç. Belki çok oldu biteli ama hâlâ başlamadı bir şeyler. Olabilir. Sabretmeyi öğren, sabredersen ereceksin muradına. Her istediğin tam
Güven
Bazen bir kalem daha tehlikeli olabilirdi silahtan; bazen bir kelime daha öldürücü vurabilirdi bir kurşundan. Yazdığın bir kelime kurşundan daha yaralayıcı olabilirdi insanın kalbine saplanan. Düşünmeden, tartılmadan, sonu nereye çıkar, ne hissettirir kaygısı güdülmeden kurulan bir cümle saplanabilir ok gibi kalbe. Ok yaydan çıkınca geri dönüşü yoktur, derler; bir cümle çıkınca ağızdan bir daha olur mu geri dönüşü? Düşünmeden kurduğun o cümle değse insanın canına nasıl ödeyeceksin vebalini? Sormazlar mı insana bunu demeden önce düşündün mü diye? Empati duygusu gelişmemiş insanlarda düşünme yetisi de gelişmemiştir nezdimce. O cümleyi kurduğunda ne hissedebileceğinin empatisini yapamıyorsa insan düşüncesizlik etmiş olmaz mı? Şimdi açsam sana yaramı, göstersem kanamasını; sen tanısan o acıyı, vursan ilk kavgada kalbime, halim ne olur benim? Bir insana yaranı açmak demek gardını, kalkanını indirmek demekti. Bak, ben sana güveniyorum, senin yanındayken kendimi koruma ihtiyacı hissetmiyorum ve bütün kalbimi sana açıyorum, diyordun. Ama bilemiyordu işte insan, ilk tartışmada gösterdiği yaradan vurulacağını. Ama sen güvendin ona, suçlayamazsın. Sen açtın yaranı, sen gösterdin eksik yanını, sen indirdin gardını ve şimdi suçlayamazsın o istemediği halde gösterdiğin yaradan seni vurduğu için. Güven böyle böyle kaybolur. İlkinde tamamen açmışsındır yaralarını, göstermişsindir neyin eksik ve bir an bile düşünmemiştir karşındaki o yarayı sana karşı koz olarak kullanırken. Ders alırsın ondan, bir daha yaralarımı açmayacağım dersin ama insan alışkanlıklarını kolay bırakamıyor. İkinci kez de açarsın yaranı lakin bu kez anlatmazsın her şeyi, kendi içinde yaşarsın bazı şeyleri ve bu güvenin ilk kaybıdır. Ama bu da durdurmaz insanları, ikinci kez o yara darbe alırsa kanar,
Alıntı
Bayram
Bir önceki bayram yanında olan, elini öptüğün, oturup saatlerce konuştuğun insanı bir sonraki bayramda yanında göremeyince anlardı insan kaybettiğini. Aslında bilirdin; başınız sağ olsun dediklerinde kaybetmiştin zaten, tabutunu beklemiştin gece boyu, cenazesine katılmıştın, tabutun içinde yatan oydu bu kez ama inanamıyordu insan işte, kabul edemiyordu gittiğini. Zamanla acısına alışıyordu da bir bayram sabahı gittiğinde elini öpemeyip, yüzünü göremeyip, bir mezarının başında dua ettiğinde anlıyordu bu yükün ağırlığını. Kabullenemediği ne varsa tokat gibi çarpıyordu yüzüne. Kaçtığı her gerçek bir tekme darbesi indiriyordu karnına. Bakıp kalıyordun o mezar taşına. Birkaç ay önce elini öptüğün insandı orada yatan, saatlerce konuştuğun kişiydi. Oysa biliyordun, cenazesini görmüştün; sen değil miydin başında bekleyen tabutun? Neden kabul edememiştin? Bayramlarda bir yanı eksik kalınca acısını o günkü kadar taze, o günkü kadar diri hissedebiliyordu insan. Bunu sevdiğini kaybetmeyenler anlayamazdı. Hâlâ kaybetmediysen öp elini, sarıl sıkıca, otur karşısına, konuş soluksuzca, gül kahkahalarla, sev doyasıya. Çünkü kaybettiğinde bulamıyorsun yanında, öpemiyorsun bir daha, sarılamıyorsun sıkıca toprağa, oturamıyor insan soğuk mezar taşına, cevap alamıyor konuşsa soluksuzca, gülemiyor yaşlı gözleri, sevse de acıyor yüreği. Kaybedilen her insanın acısına, kutlunan bayramlarla, yüreğindeki yarımlığa, sarılsın soğuk toprağa.
Alıntı