Sueda

Ahîliğin Anadolu'ya gelişi
Anadolu'da fütüvvet anlayışı, Abbâsî halifesi Nâsır-Lidînillâh (1180-1225) ile kurulan siyasî ve kültürel temaslar sonucunda başlamıştır. Bu temaslar Sultan I. Gıyâseddin Keyhusrev'in ikinci saltanatı sırasında gerçekleşmiş; hocası Mecdüddin İshak'ı (Sadreddin Konevî'nin babası) Bağdat'a Halife Nâsır-Lidînillâh'a elçi olarak göndermiştir. Mecdüddin İshak Anadolu'ya dönerken, beraberinde taşıdığı ilim ve irfan kervanı ile coğrafyanın kaderini değiştirmiştir. Sultan I. Gıyâseddin'in isteği üzerine Halife NâsırLidînillah tarafından gönderilen Muhyiddin İbnü'l-Arabî, Evhadüddîn-i Kirmânî ve Şeyh Nasirüddin Mahmûd el-Huyi gibi büyük mürşid ve mutasavvıflar Anadolu'ya gelmiştir.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Selçuklu hanlarında güvenlik
Türkiye Selçuklu hanları uluslararası ticaret tesisleri oldukları için güvenliklerinin sağlanması da önemli bir meseledir. Ticaretin aksamaması ve uluslararası tüccarlara mal ve can garantisinin sağlanabilmesi için gerek hanlarda gerekse de hanlara ulaşan yollar üzerinde güvenlik önlemlerinin alınması bir zorunluluktur. Bu nedenle hanlarda güvenlik güçlerinin görev yaptığı, bu görevlilerin başında da resmi bir komutan bulunduğu muhakkaktır. Nitekim güvenlik maksadıyla pek çok Selçuklu hanının askeri garnizonları barındıracak bir mimari ile müstahkem yapılar olarak inşa edildikleri görülmektedir. Selçuklu hanlarının bazılarının askeri kullanıma uygun müstahkem yapılar olduğunu ortaya koyan somut bir örnek de bulunmaktadır. İlhanlı hakimiyeti döneminde Moğollara karşı bir isyan hareketi başlatan İlyas adındaki Türkmen beyi maiyetiyle birlikte Konya-Aksaray arasında bulunan Sultan Hanı'nda Moğol komutanı İrencin Noyan tarafından kuşatılmıştır. İlyas Bey ve adamları İrencin Noyan'ın her türlü kuşatma ve savaş aletine sahip 20 bin kişilik kuvvetine karşı iki ay boyunca direnmeyi başarmıştır. Bu bilgi Türkiye Selçuklu hanlarının en güzel örneklerinden olan Sultan Hanı'nın sağlamlığını ve askeri fonksiyonunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sayfa 74·Kitabı okudu
Karatay hanı vakfiyesinde kaydolunan bilgiler
Zengin personel kadrosu Türkiye Selçuklu hanları içerdikleri birimler itibarıyla çok çeşitli meslek gruplarına ve devlet görevlilerine ev sahipliği yapmaktaydı. Buralarda görev yapan meslek gruplarının tespiti konusunda çağdaş kayıtlar bazı veriler içermektedirler. Nitekim Selçukluların çağdaşı olan ve Memlûk Sultanı Baybars ile birlikte Selçuklu topraklarına gelen Muhiddin b. Abdüzzahir'den öğrenildiğine göre Kayseri'de bulunan Karatay Hanı oldukça sağlam, kale gibi bir yapıydı ve burada çeşitli dükkânlar, yazlık köşkler, kışlık mekânlar, hamam, bimaristan, ilaç ve yataklar için depolar bulunmaktaydı. Ayrıca hanın zengin vakıf kayıtlarının ve hesaplarının tutulması için görev yapan memurların ve kâtiplerin bulunduğu daireler mevcuttu. Selçuklu hanlarının işleyişine dair en önemli veriler, günümüze ulaşan nadir örneklerden biri olan, Karatay Hanı vakfiyesinden öğrenilmektedir. Bu yönüyle Karatay Hanı, Türkiye Selçuklu hanlarının genel işleyişinin ve yapısının anlaşılması bakımından çok önemli bir örnektir. Nitekim h. 645 (1247) tarihli vakfiyesinden öğrenildiğine göre handa görevli tüm memur, kâtip ve müstahdemlerin idaresi için görevlendirilmiş mütevelli, müşrif ve nâzırdan oluşan bir heyet oluşturulmuştu. Bu heyetin en üstünde ise yalnızca vakıfın soyundan gelen kişilerden olabilen mütevelli bulunuyordu. Vakfiyede vakıfın koştuğu şart üzere hanın işleyişi için gerekli tüm masraflar çıkarıldıktan sonra kalan ana gelirin altıda biri mütevelliye tahsis edilmiştir. Mütevelliye tahsis edilen miktarın tespiti mümkün olamasa da onun altında görev yapan diğer görevlilere verilen maaşlardan hareketle mütevelliye ciddi bir maaş tahsis edildiğini düşünmek mümkündür. Yine vakfiyeden öğrenildiğine göre hanın müşrifine hizmetlerine karşılık olarak her yıl saf gümüşten 500
Sayfa 72·Kitabı okudu
Tuzak
Yukarıda bahsettiğim türden bir baska tuzak daha var: Çin polisi, Doğu Türkistandaki Uygurları, yurtdışında yaşayan yakınlarıyla iletişim kurarak, onları Jurumların düzeldiğine ve geri dönebileceklerine" ikna etmeleri için zorluyor. Orellikle uzun süredir yurtdışında bulunan Uygurların peşine düşen Çin, böylelikle onların kendi ayaklarıyla geri dönmelerini sağlamaya çalışıyor. Özellikle 2014'ten hemen sonraki yıllarda böyle bazı geri dönüş vakaları yaşanmış Ancak kurulan tuzağı fark eden Uygurlar, artık bu türden vaatlere kanmıyor. Yurtdışından aranmak, Doğu Türkistan'da yaşayanlar için de tehlike arz ediyor. Zira bu defa "devlet düşmanı şüphelilerle temas kurmak" suçlamasıyla karşılaşıyorlar. Hatta bazı durumlarda, sırf yakınları veya tanıdıkları kendilerini aradığı için gözaltına alınan Uygurlar var. Tum bu itham ve baskılardan kaçınabilmek için, Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurlar, dışarıdaki yakınlarıyla herhangi bir temas kurmamayı seçiyor. Mesela bir Uygur'dan dinlediğim şu hadise, yaşanan travmalar hakkında yeterince fikir veriyor: Uzun uğraşlardan sonra, Hoten'de yaşayan babaannesinin telefon numarasına ulaşmışlar. Kadıncağız hiç konuşmadan, sert bir üslupla "Bizi aramayın!" deyip kapatmış. Çok sonraları, ikinci kez aradıklarında, artık telefon numarasına ulaşılamıyormuş. "Muhtemelen aramayalım diye engelledi" demişti, anlatan arkadaş. Bazı aileler arasında yıllardır doğrudan hiçbir irtibat ve haberleşme yok. Doğum, ölüm, düğün gibi önemli ailevi hadiseleri, üçüncü beşinci kanallardan ve tesadüfen öğreniyor insanlar. Babalarının, kardeşlerinin kamplara kapatıldığını bilmem kaç yıl sonra duyuyorlar. Doğu Türkistan'a gelmeden önce, "Ailemden hiç haber alamıyorum" şeklinde dert yanan Uygurların tam olarak ne yaşadığını anlayamıyordum. Şimdi sadece şehirlerin
Sayfa 149·Kitabı okuyor
Pasaport tuzağı
Doğu Türkistan sınırları içindeki bütün hareketler ve temaslar, çeşitli yöntemlerle zaten sıkı bir kontrol altında tutuluyordu. Yurtdışına çıkış ise, pasaport edinme sürecindeki aşırı zahmet ve güçlükler sebebiyle, sıradan halk için neredeyse imkânsız hale getirilmişti. 2015'te Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurların pasaport almasını kolaylaştıran, hatta bunu teşvik eden Çin yönetimi, ertesi yılın sonuna doğru bütün pasaportların yeniden devlete iadesini istedi. Böylece pasaportların hemen herkese dağıtıldığı o kısa süre içinde kimin nerelere gittiği, hangi ülkelere ayak bastığı ve oralarda kimlerle temas kurduğu, hızlı bir şekilde belirlendi. Çok sayıda insan, gittiği ülke sebebiyle tutuklandı. Çin devleti, Uygurlara açık bir şekilde "pasaport tuzağı" kurmuştu. Pasaportlarını iade etmeyen veya gittiği ülkeden dönmeyen Uygurlar ise. Çin'in bu defa söz konusu ülkelere diplomatik baskı hatta şantaj yaptığı yeni bir uygulamanın kurbanlarına dönüştüler. Mısır, Malezya, Afganistan gibi ülkeler Çin'e boyun eğerek Uygurları sınır dışı etti ve ülkelerine gönderdi. Bilhassa Mısır'da okuyan çok sayıda ilim talebesi Uygur genç, üçüncü ülkelere iltica ederek kovuşturmadan kurtulmaya çalıştı. Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı ülkelerse Çin'in baskı politikalarını ideolojik açıdan zaten destekledikleri için, Uygurları gözaltına almak veya sınır dışı etmek için Pekin'den direktif gelmesini beklemediler. Çin'in Uygurların barındırılmaması yönünde sürdürdüğü baskılar, bugün hålå İslam dünyası çapında devam ediyor. Çin yönetiminin elinde tuttuğu ekonomik kozlar ise, bu baskılara direnilmesinin önündeki en büyük engeli oluşturuyor.
Sayfa 148·Kitabı okuyor