"Büyümek biraz da utanmayı unutmak demek.
Mahcubiyetin, ucu masumiyete bağlanan ipi, nasıl da ince ama aşikar...
O ip, ancak bir tür iç temizliğiyle sağlam kalabiliyor.
İçini temizleyemeyenler, dışını parlatıp duruyor."
Ne garip, insan unuttum sandığı şeyleri bile aslında hiç unutmuyor. Minicikleri, kocamanları, hiçbirini...
Geçmiş daima orada, hiç geçmediği yerde, zihnin karanlık dehlizinde, adı çağrılır çağrılmaz ortaya çıkabilsin diye, teyakkuzda bekliyor.
"Yerli yersiz pişmanlıklar, keşkeler, tühler bulup çıkarırım kendime. Bu aralar en sık yaptığım şey bu...
Zaman geçiyor.
İnsan gençlikte her kabahatin üstünü pek güzel örtüyor. Nefis bahaneler uyduruyor, harikulade mazeretler.
Yapraklardan gövdesinin kalın, kırçıllı kabuğunu göremeyen bir ağaca benziyor. Sonra yaşlanınca, yapraklar bir bir dökülüyor. Ve güzelce gizlediği o karanlık kabukla karşılaşıyor, karşılaşmak ne kelime, baş başa kalıyor insan.
Geçmişin kimi anları, ara ara göz kırpıp kim olduğumu fısıldıyor. Gençlikte kolayca unutulanlar, şimdi ansızın aklıma düşüveriyor. Bir keresinde diyorum, şöyle demiştim, bir keresinde şöyle yapmıştım.
Hatırlıyorum hepsini...
Hepsini hatırlıyorum..."