“Mucize, mucizeye inanmaktır.”
Henüz 17 yaşındaydım bu sözü söylediğimde. O zaman bütün benliğimle inanırken, hayat yordu ve unutturdu bana mucizeleri.
Şimdi yeniden haykırabilirim avazım çıktığı kadar: Ben bir mucizeyim!
Kendi gerçeğiniz olarak benimsediğiiniz değer yargılarınızın çok azı kendi deneyimlerinize dayanır. Oysa buraya deneyim için geldiniz. Ve kendinizi ancak kendi deneyimlerinizle yaratabilirsiniz. Siz ise başkalarının deneyimleri ile kendinizi yaratıyorsunuz.
Eğer günah diye bir şey olsaydı , işte bu olurdu: Başkalarının deneyimlerinin sizi oluşturmasına izin vermek.
Yasalar çok basit.
1. Düşünce yaratıcıdır.
2. Korku, benzer enerjiyi çeker.
3. Sevgi her şeydir.
… Eğer sevgi her şeyse, korku nasıl kendi enerjisini çekiyor?
Sevgi, en doruk realitedir. Tek ve Her şey. Sevme duygusu, Tanrı’yı deneyimleme duygusudur.
En yüce gerçekte yalnızca sevgi vardır. “Mutlak”a yaklaştığınızda Sevgiye yaklaşırsınız.
Ne şeytan var ne de cehennem. Kendi kurtuluşunuz, kendinizi gerçekleştirememenin sarhoşluğundan ayrılmakla mümkün. Bu savaşı kaybetmeniz mümkün değil. Zaten bu bir savaş değil, bir süreç. Bunu bilmediğiniz sürece, süreci sürekli mücadele olarak algılayacaksınız. Mücadeleye uzun zamandır öylesine inanıyorsunuz ki etrafında dinler yarattınız. Dinler mücadeleyi amaç ediniyor. Bu sahte bir öğreti. Zafer mücadelede değil, kendini aktif olarak akışa bırakmakta.
Tüm bunlara inanmayarak, gerçekte Tanrı’ya da inanmıyorsunuz. Tanrı’ya inan inanmak tanrının en büyük armağanıını da kabul etmektir: koşulsuz sevgi… ve tanrının en büyük vaadi; sınırsız potansiyel.