Sadece ülkemiz diğerlerinden daha hızlı. Bizim battığımızdan ders çıkarırlarsa ne âlâ. Ve artık devletler önemsiz, asıl iş şirketlerde. Binlerce, on binlerce şirkette. Onlar kahvenin 50 lira olduğu yerde yer bildirimi yapıp, arabanın anahtarını masaya bırakmayan tipler. Onlar senin yaşayıp, yaşamayacağına karar veriyor. Onlar senin ne yiyip, ne içeceğine, ne izleyeceğine karar veriyor. Onlar senin ne dinleyeceğine, neler giyeceğine karar veriyor. Onlar sana yüzlerce şekil veriyor ve seni karmakarışık hale getiriyor.
Yaşamakta olduğumuz dünya onların. sen farkına varmadığın sürece onlarınsın.
Onlarla savaşılmaz, onlardan kaçabildiğin kadar kaçarsın ama bir şekilde yakalanmış bulursun kendini çünkü her yerdeler. Onlar içtiğin sigaradaki zehir, yediğin yemekteki zararlı ama tadı güzel madde, giydiğin “harika” tişörtteki etiket onlar. Senin asıl depresyonun onlar. Onlar bir tek doğaya sızamıyor. Onlar senin ara sıra gelen bileklerini kesme hissin. Onlar bira içerken daldığın noktada gördüklerin. Onlar senin kötülük ya da iyilik tanımlarına sığmayan, özgürlüğü unutturan, canın yerli yersiz yanarken yakmak istediğin dünyanın ta kendisi.
İnsan tam bunları düşünürken yok oluvermek istiyor. Dünya üzerinde ki bütün barışlar onların, savaşlar onların, kârlar onların. Onların doğruları, yanlışı yok. Onların kendi gerçekleri var. Benim empati kuramadığım gerçekler. İnsanı, insan yapan her şeyi çürüttüler. İnsanın belli bir noktadan sonra kurtarabileceği şeyler;
Edebiyat, resim, müzik, bilim, teknoloji.
Kendi özerkliğini kurmak zorunda bırakılıyoruz. Kendi dünyamızı yaratmak zorunda kalıyoruz. Ben evimin üstünden baktığımda bunu görüyorum.
Düşman değilim ama dost olmak için de seçiciyim...
~E.K~