Hele elli yaş tepesinden bakılınca ayrımcı döngü açıkça görü-lüyor. Elli yaşındaki kadınla yirmi yaşındaki kadın arasındaki fark işte budur. Yirmimizdeyken düzeni alt edebileceğimizi sanırız. EI-li yaşındayken ise umarsızlığa kapılmak için ortada nedenler olduğunu öğrenmişizdir. Gloria Steinem'in dediği gibi, yaşlandıkça daha radikalleşiriz.
Analıkla eşdeğer sayılması kadına hiç değilse belirsizlikten uzak bir kimlik sağlıyordu. Biz feministler bu yitim duygularını alaya alacağımız yerde anlamaya çalışmalıyız. Analık bağının muazzam gücünü ve bunun bir zamanlar kadına kazandırdığı büyük önemi kabul etmeliyiz. Bu yitim duygusuna saygımızı belirttikten sonra kadının analık gücünü isterse benimseyip istemezse kullanmamaya hakkı olduğunda diretebiliriz. Ne de olsa, feragat da bir tür güçtür.
Anneler kızlarının zihnine, kendi dışa vurulamamış isyanlarının tohumlarını ekmek eğilimindedirler. Bunun sonucu olarak uysal kuşakları baş kaldıran kuşaklar, baş kaldıran kuşakları da uysal kuşaklar izler ve dünya, her zaman döndüğü gibi dönüp gider.