Ayşe Sayım

Ayşe Sayım
Hukuk, Doktora Öğrencisi
6/10
·144 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 11:06
Bu kitabı hangi vesile ile okuma listeme aldığımı hatırlamıyorum ama muhtemelen kadınlara dair hikayeler içerdiği içindir. Kadınlık, annelik, ilişkiler üzerine modern bir anlatı. Güzel mi? Öyledir elbette. Ama benim içime dokunan bir kitap olmadı. Yakın zaman önce yine kadın hikayelerini merkeze alan Temizlikçi Kadınlar İçin El Kitabı’nı okuyup tabiri caizse çarpılmıştım. Belki de o kitaptan sonra bunu yavan buldum bilmiyorum. Söyleyecek daha fazla bir şeyim yok.
YakınlıklarLucy Caldwell · Siren Yayınları · 0863 okunma
Reklam
6/10
·112 syf.··
2026 31. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 09:25
Sömürge topraklarında yaşayan yerliler adaya Avrupa’dan gelen beyaz yelkenli gemileri, ufuktan göğü delip gelmiş gibi tahayyül ederlermiş. Göğü delen adam benzetmesi buradan geliyor. Anlayacağınız üzere bu sömürgecilik üzerine kurulmuş bir anlatı. Samoa adalarına giden yazar oradaki kabile reisi Tuiavii ile tanışır ve onun, bütün bu sömürgecilik hikayesini başlatan “Beyaz Adam” yani Avrupa toplumu üzerine düşüncelerini not alır ve derleyip kitap haline getirir. Alışıldık ve bir o kadar da dokunaklı bir anlatı haliyle. Dokunaklı kısmından başlayayım. Yerli halkların bilgelikleri büyüleyicidir. Dünyadan kopuk -ki Birinci Sanayi Devriminden önce bu neredeyse her toplum için geçerliydi-, kendi içlerinde tutarlı bir yaşam algısı ve dünya görüşü geliştirmiş olmalarını kastediyorum. Bu, yapay ışıkların olmadığı bir ortamda yıldızların parlaklığını algılayabilmek gibi bir şey. Bu metni okurken Engin Geçtan’ın Hayat kitabının sonuna eklenmiş kızılderili bilge bir kabile reisinin mektubunu anımsadım. Küreselleşme ile birlikte herkesin birbirine benzediği, özgün düşüncelerin artık geliştirilemediği, modern zamanların tabiri ile “influence etmek” denen şeyin hayatın bir parçası olduğu çağdayız. İşte tam da bu yüzden eski zaman insanlarının bilgeliklerine daha bir çok ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Alışıldık kısmına gelecek olursam, artık bu, Birinci Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkan sömürgeciliğin bazı toplumlar açısından getirdiği yıkımın, yapay zekanın hayatımıza girişiyle sahneye çıkan Dördüncü Sanayi Devrimin insan varlığı üzerinde yaptığı veya yapacağı “yıkımın” çoktan gölgesinde kaldığını düşünüyorum. Kabile reisi Tuiavii beyaz adam diye söze başlayıp ok gibi saplanan cümleler kurdukça içimden şunlar geçti: “Ah o beyaz adam daha neler yaptı bir bilsen!, O beyaz adam
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,1bin okunma
9/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 11:05
Önce övgüler düzdüm kitaba. Bu karaladıklarının ölümünden tam 11 sene sonra keşfedildiğini bilmesem, vay be Kraliçe, ne şov yapmışsın diyecektim yazara. İşte, NYT’in 21. Yüzyılın en iyi yüz kitabı listesine girmiş, vallahi de hak etmiş falan diyordum ki, bir noktadan sonra okuduğuma bin pişman olmaya başladım. Neden mi? Yani ne bileyim, hayatın gerçekleri böylesine sert, böylesine acımasızca insanın yüzüne vurulmamalı sanırım ya. Şahsen ben taşımakta çok zorlandım. Amerika Birleşik Devletleri’nin farklı eyaletlerinden, bir sürü kadının öyküsünü kaleme almış yazar. Göçmen, alkolik, bağımlı, acılı, yaralı, dışlanmış.. Bir öykü kitabı değil, sanki bir kimlik pazarı. Kitap insana ne söylüyor biliyor musunuz? Hani bazen iç çekip sorarız ya “Yahu bu dünyada hiç mi güzel bir şey olmaz?” Kitap aynen şöyle cevap veriyor: “ Evet, olmaz, al işte kanıtı.” Kadınlar yarı yolda bırakılır, kadınlar tecavüze uğrar, kadınlar yükleri ile baş başa kalır, kadınlar, kadınlar, kadınlar… Kitap bitince rahat bir nefes aldım. Oh dedim neyse ki bitti, daha fazla tahammül edemeyecektim böylesi bıçak gibi keskin gerçeklikleri okumaya. Ama yalan tabi, bin sayfa sürse de okurdum çünkü insanı içine çeken bir dili var yazarın. Acaba şimdi ne anlatacak dedirten bir akışı var. Bir kitabı yarım bırakamayıp bitirmeye zorladığımız zamanlar vardır. İşte bu kitabı okurken böyle bir çabanın ne kadar yersiz olduğunu farkettim bir kez daha. Çünkü sizin için yazılmış bir kitap(Borges’in deyimi bu) sizi zaten battaniye gibi sarıyor, içinizi dolduruyor, peşinden sürüklüyor. Çok dağınık anlattığımın farkındayım, fakat zihnimin içi de böylesine dağınık zaten. Çok sarsıldım, çok etkilendim ve tetiklendim. Sevgili okur, bu kitabı okuma. Hiç gereği yok. Kitap çok ama çok güzel, ama yine de okuma.
Temizlikçi Kadınlar İçin El KitabıLucia Berlin · Siren Yayınları · 2021109 okunma
6/10
·80 syf.··
2026 29. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 09:07
1980’lerin başına, İrlanda kırsalına gidiyoruz. İsimsiz bir kız çocuğu yaz tatilini geçirmesi için aile yakınları olan Kinseller’in evine gönderilir. Küçük kızın o ailenin yanına gittiği günden itibarenki gözlemlerini kendi ağzından dinleriz. Duygularını demek daha doğru belki. Bu kitabın beni çok derinden etkilediğini söyleyemeyeceğim, ama yime de hoş bir atmosferi vardı. Kırsal tasvirleri seviyorum. Rüzgarın estiği uçsuz bucaksız çayırlar, sağılmayı bekleyen inekler, kasabanın kilisesinde gidilen pazar ayinleri… 19. Yüzyıl Rus romanlarında, Erken cumhuriyet dönemi Anadolu romanlarında rastlayacağımız türden bir ortam. Bu ortaklığı seviyorum. Aradığım derinliği hissedememiş olsam da, okuduk, bitti, güzeldi.
Emanet ÇocukClaire Keegan · Jaguar Kitap · 20258,2bin okunma
9/10
·86 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 12:41
“Bir başkasına yardım etmedikten sonra yaşamanın bir mânâsı var mı diye düşündü Furlong. Yıllar, on yıllar boyunca, hatta bütün bir ömrü bir kez olsun o yerde olup bitenlere karşı çıkma cesaretini göstermeden yaşayıp sonra da Hristiyan olduğunu iddia etmesi, aynada yüzüne bakabilmesi mümkün müydü insanın?” Büyük şeyler, böylesi küçük hikayelerle de anlatılabilir. Hatta büyük şeyleri etkili şekilde anlatmanın tek yolu az söz ve güçlü kelimeler kullanmaktır belki de. İrlandanın karanlık tarihine bir fener doğrultuyoruz. Yakın bir tarihe kadar ülkede varlığını sürdüren, hala bile tam anlamıyla aydınlatılamamış olan bir kuruma uzanıyoruz. Hikayenin tekinsiz sokaklarında dolaşırken karşımıza çıkıyor Magdelen Çamaşırhaneleri: rahibeler tarafından işletilen, evlilik dışı çocuklarını dünyaya getirmesi için küçük kızların kapatıldığı ve doğan bebeklerin deniz aşırı giden zengin tüccarlara evlatlık verildiği ıslah evleri. Kahramanımız Bill Furlong, eşi ve beş kızı ile birlikte kendi halinde yaşam süren bir odun ve kömür tüccarıdır. Eşini İkinci Dünya Svaşında kaybetmiş, varlıklı Bayan Wilson’un İrlanda kırsalındaki çiftliğinde dünyaya gelir Furlong. Furlong’un annesi, genç kızken evlilik dışı hamile kalınca -o dönem böyle bir şeyi yaşayan genç kızların aksine- sokağa atılmak yerine Bayan Wilson tarafından sahiplenilmiş, çiftlikte hizmetçi olarak yaşamaya devam etmiştir. Furlong babasının kim olduğunu hiçbir zaman bulamasa da, Bayan Wilson’un çiftliğinde güzel bir hayat sürer, gençliğe adım atınca da evlenir ve Bayan Wilson’un verdiği sermaye ile işini kurar. Yıllar aynı sakinlikle akar gider. Bir noel arefesinde şehirdeki manastıra kömür bırakmaya giden Furlong avluda kilitlenmiş küçük bir kız görür. Burası evlilik dışı hamile kalan küçük kızların kapatıldığı bir ıslah evidir
Böyle Küçük ŞeylerClaire Keegan · Jaguar Kitap · 20223,596 okunma
Reklam