Ne evi komiserim, sabahtan beri hastanedeyim. Çocuklarımı o halde nasıl bırakayım dedim ama hemşire kalmana gerek yok dedi. Bir başıma, o eve nasıl gireyim, nasıl dayanayım bunca şeye bilmiyorum. Yaşamadığım, görmediğim acı kalmadı desem yeridir. Bacım evlendiğinde on altısında gencecik fidandı. Kocası iyiydi önceleri, sonra bir hazine avına başladı ki sorma. Buldu altını dediler. Paraya boğuldu Namık, sonra yavaştan aklını yitirmeye başladı. O uysal, saygılı adam gitti yerine canavar geldi. Hamileydi bacım, babama geldi, dedi ki baba kurtar, al beni ondan. Eski adam babam, kafa da eski. Gelinliğinle girdin kefeninle çıkarsın dedi. Bende de şimdiki kafa yok. Bir gün yanına gittim bacımın. Adam dövmüş, yüzü gözü şiş, duramadım. Buldum Namık’ı. Bende onu dövdüm bir daha bacıma dokunma diye. Eve gelmiş şerefsiz, yine dövmüş bacımı ağan bana ne etti bak diyerek. Gecenin bir yarısı, dışarıda kar tipi, sokağa atmış. Ne eve girebilmiş bacım ne bize gelebilmiş babamın korkusuna. Ahırda yatmış hayvanların arasında. Bana geldiler komşuları da haberim oldu. Üç gün o ahırda kalmış garibim yüklü haliyle aç biilaç. Kocası olacak namussuzu takip ettim, o uzaklaşınca evden, girdim bacımın yanına. Topla dedim çıkınını, aldım onu düştüm yola. Akıl işte, cebimdeki üç kuruş parayı ona verip bildirdim ilk otobüse. Adıyaman yazıyordu otobüsün üstünde. Şimdiki aklım olsa salar mıyım bir başına onu ama cahillik be komiserim. “
Adnan’ın gözleri doldu karanlıkta belli olmasa da. Ne çileler çekiyordu bu kadınlar erkillerin yüzünden.