Doğukan Ç.

Binlerce yıldır sürüngen kardeşlik hedefini gerçekleştirmek ancak insanlığı bu bilgiden uzaklaştırarak mümkün olmuştur. Dinin ve resmi bilimin yaratılması bunun esasını oluşturmuştur ve gördüğümüz gibi aynı gizli topluluklar her ikisinin de kurulmasından sorumlu olmuştur. Tanrı kavramının bir insan fiziksel bir forma sokularak kişiselleştirilmesi her şeyin Tanrı olduğu kavramını bastırdı. O öyle çok bastırıldı ki 1990'ların başında britanya'da Bu tür şeylerden açıkça bahsettiğimde bizzat Benim de öğrendiğim gibi Tanrı olduğunuzu söylemek muazzam bir alay konusu olmaya veya şümsenmeye davetiye çıkarmaktır. Sizin ne olduğunuzu hepimizin ne olduğunu söylemek şirk koşmak oldu. Bir dine inanmak istemeyenler için yaşamın sonsuzluğunu ve ebedi doğasını inkar Eden her şey bu dünyadan ibaret bilimi var. Kardeşliğin planı insanların kendisine ve yaratılışa dair algısını çok boyutlu sonsuzluğumuzdan kopacağımız ve potansifimizin çok küçük bir kısmıyla çalışacağımız şekilde programlamak ve manipüle etmek olmuştur.
Reklam
Kardeşliğin ritüele ve sembolizm olan takıntısı ilk başta göründüğü kadar tuhaf bir davranış değil. İnsan zihnine ve duygularına büyü yapıyorlar. Bu binlerce yıldır devam ediyor ve eğer sürüngen kontrolünden kurtulacaksak bunu anlamak çok önemli. Var olan her şeyi bir enerji alanıdır düşünce ve Duygu tarafından yaratılan enerjinin benzersiz titreşimsel bir modelidir. Var olan tek şey aynı enerjidir ancak bu sonsuz modeller sonsuz fonlar yaratır tıpkı suyun sıvı bulut buhar ve buz olabilmesi gibi.
İnsanlar binlerce yıldır kandırılıyor. Geçmişleri hakkında kandırıldılar gerçekte kim oldukları ve hayatın gerçek tabiatı hakkında kandırırlar. Kendilerini yönetmelerine izin verdikleri kişilerin gerçek geçmişi ve hedefi hakkında kandırıldılar. Dolayısıyla Bu kelimenin de masonluktan türemiş olması çok yerinde olurdu. 33 derece mason ve 19 yüzyılın önde gelen Mason tarihçisi Dr. Albert Mackey, masonluk ansiklopedisi'nde kandırılmış terimini şöyle tanımlamıştır: sanatımızın gizemlerinin kafirlerin günahkar bakışlarından korunması gereken bir gizlilik Sessizlik ve karanlığın sembolü. İnsan ırkı kesinlikle kandırılmaktadır.
Zaman: Avuçtaki Su, Zihindeki Rüya.
Zamanın avuçlarımızın arasından bir su gibi süzülüp gidişini ne güzel izliyoruz. Dokunabildiğimiz her şeyin bir an sonra sadece birer "anı" haline gelmesi, insanın en büyük melankolisi ve belki de en derin gerçeğidir. Güneşin doğuşuyla batışı arasındaki o ince çizgi, aslında insanın ömrünün kısa bir özetidir. Her sabah yeni bir umutla uyandığımız dünya, akşamın karanlığı çöktüğünde yerini bir hesaplaşmaya bırakır. Sabah geceye döner ama biz o geçen saatlerin içinde neyi tutup saklayabiliriz ki? İnsan, doğası gereği sahip olmak ister. Anlara, duygulara, sevdiklerine ve hatta rüzgara dokunmak ister. Oysa zaman, evrenin en "mülkiyet kabul etmez" kavramıdır. Takvimden kopan bir yaprağa dokunabiliriz ama o yaprağın temsil ettiği 24 saate asla... Geçip giden şeye ulaşmak, ona tanıklık etmektir; ancak ona sahip olmak, bir gölgeyi hapsetmeye çalışmak kadar imkansızdır. Kısacası; Hayat sahnesi; bitmiş bir rüya sekansı, görülmekte olan düş ve henüz kurgulanmamış bir hayaldir. D.Ç.
Gözü başkasında olanın, eli kendi bahçesini ekmeye yetişemez.
İnsan psikolojisinin en karanlık labirentlerinden biri olan mukayese, çoğu zaman gelişimin itici gücü sanılsa da aslında yıkımın başlangıcıdır. Mukayese, yalnızca bir karşılaştırma değil; ruhun kendi değerini başkasının aynasında araması, dolayısıyla kendi gerçeğinden uzaklaşmasıdır. Mukayese; hikmeti görmeyi engeller, sadece şekle odaklanır. Şekle odaklanan ise manadan kopar. Bugün ise başkalarının kurgulanmış zirvelerini, kendi hayatınızın mutfak dağınıklığıyla mukayese ediyoruz. Gözü başkasının tabağında olanın, eli kendi bahçesini ekmeye yetişemez. Verilenin kıymetini bilmek yerine, verilmeyenin yasını tutmaktır. Unutulmamalıdır ki; her çiçek kendi vaktinde açar ve hiçbir çiçek yanındakiyle yarışmak için büyümez. Sadece güneşine uzanır. D.Ç.
Reklam