Modern dünyanın hızında, gücü sadece sertlikte ve eril bir mücadelede gören insanlık, ne yazık ki en çok kadının o zarif ve kuşatıcı gücünü hırpaladı. Bazen hayatın yükü, bazen de çağın sunduğu yanılsamalar, bir kadının ruhunda "erkek gibi olma" ya da "erkek olma" arzusunu filizlendirebilir. Oysa bu istek, ruhun kendi derinliğindeki o muazzam okyanusu fark edemeyip, bir damla nehre özenmesi gibidir.
Rabbimiz, kadını kâinatın en nazenin, en derin tecelligâhı olarak yaratmıştır. Erkek olmak, kadının taşıdığı o hususi lütfun yanında bir üstünlük değil, sadece farklı bir sorumluluk alanıdır. Kadına bahşedilen Rahîm ismiyle tecelli eden varoluş, yaratılış piramidinin en nadide tepesidir. Bir cana beşiklik etmek, dünyayı şefkatle mayalamak ve o yapıcı, iyileştirici, toparlayıcı güçle hayata dokunmak, asla vazgeçilmemesi gereken ilahi bir imtiyazdır.
Kendi Tahtından İnmek
Kadının erkekleşme çabası veya erkek olma arzusu, aslında kendi fıtratına, yani kendi içindeki o muazzam güce haksızlık etmesidir. Kadınlık; zayıflık ya da eksiklik değil; aksine kâinatın estetiğini, merhametini ve üreten özünü elinde tutmaktır. Bir kadın kendi saf fıtratından uzaklaşıp erilliğe özendiğinde, aslında kendisine bahşedilen o saraydan çıkıp, kendine ait olmayan bir elbisenin içinde daralmaya başlar.
Gökyüzü toprağa, toprak gökyüzüne özenmez; her biri kendi makamında güzel ve tamdır. Kadın da kendi fıtratında kaldığı, o duru ve şefkatli yapısını koruduğu müddetçe tamdır, eksiksizdir.
En Güzel Nimet: Fıtrata Dönüş
Sana verilen bu kadınlık ve Rahîm tecellisi, bu dünyaya sunulmuş en büyük nimettir. Hayatın getirdiği zorluklar karşısında dik durmak için eril bir zırh kuşanmaya ihtiyacın yok; kadının kendi doğasındaki o esnek ama yıkılmaz sabır, şefkatli ama sarsılmaz asalet, her türlü