Bize, sihirli sözcükler fısıldayan insanlar değil, fazilet sahibi önderler gerek. Bu dünyadaki varoluşumuzu sözcüklerin sihrine tutunmadan da gerçekleştirebiliriz. Kaybettiğimiz ahlakı, yaşantının şiirine kulak kesilerek bulabiliriz . . .
Sorun ahlak sorunudur, çünkü aramızdan fazilet sahibi insanları uzaklaştırıyor veya onları görmezden geliyoruz. Bize taraftarlık duygusunu en iyi yaşatanları baş tacı ediyoruz.
Sorun ahlak sorunudur. Çünkü kutsal olan ne varsa
dünyevileşiyor. Hilm, tevazu ve sadakat gibi duygu ve tutumlar modern ahlakın ortasında tuzla buz oluyor. Fazilet hayatlarımızdan çekiliyor.
Modernizmin 'avantajlar dünyası'nda söz konusu avantajlardan ne ölçüde yararlandığımız ve ne ölçüde feragat edebildiğimizdir. Konuştuğumuz ve yazdığımız sözcüklerin ruhudur.
Derken Ramazan geldi. Ölüm denen o eşsiz ülkeye bir gün bizim de ayak basacağımız hakikati içimizde kımıldadı. Saatler Müslüman saatine ayarlandı. Bellekler tazelendi, bedenlerimizin görüncülere ayarlı hızı kesildi. Hacırlayışın ruha sevinç ve saadec yayan esinrisi inanan insanları bir rahmet rüzgarı halinde sardı. Unutuş, bir aylığına bile olsa, penceresini kapam.