MARTİN EDEN ÜZERİNE
Hayatın içinden, realist konjonktürden gelen eserlere bayılıyorum Martin Eden kitabımız tam da bu minvalde bir eser. İnsanın doğasını apaçık ortaya koyan, teoride kulağa hoş gelen ama pratikte maalesef ki karşılığı olmayan zırvalardan uzak bir eser daha... Öteki ben Dostoyevskiciğimin Suç ve Ceza adlı eserinde dediği gibi “Önce biraz ağladılar, ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır. " Evet bu eserde bolca gördük aşağılık insanoğlunun doğasını.
Yarı otobiyografik bir eser olan Martin Eden Kitabında yazarımız Jack London’un hayatından pek çok şey görmek mümkündür Martin Eden karakterinde. Martin’in yazarlık sürecinde yaşadıkları, aralarındaki sınıfsal farklılıklara rağmen aşık olduğu Ruth hanımefendi ( Ruth yazarımızın ilk aşkı Mabel Applegarth’ın ta kendisidir.) tamamen yazarımızın bizzat yaşadığı durumlardır. Yazarımız dönemin Amerikan toplumunun sosyo-kültürel yapısını başarılı bir şekilde yansıtmakla kalmıyor adeta bize film izlettirirken çağımız insanının bir girdap gibi sürüklendiği bireyselciliği de yerden yere vuruyor.
Alt tabakadan gelen ve denizci olan Martin Eden’in bir kavga olayına dahil olup yardım ettiği genç, ona teşekkür etmek için onu burjuva sınıfından ailesiyle tanıştırır. Tüm hayatını değiştirecek olan bu tanışma hadisesiyle durum bambaşka bir noktaya evrilir. Daha önce görmediği burjuva sınıfına ait o ortam karakterimizi çok etkiler. Evin genç kızı Ruth’a aşık olan Martin her bakımdan kendinden ileri gördüğü bu kadına duyduğu aşkın tetiklemesiyle kendini geliştirmek ister ve bambaşka bir seviyeye gelip, yazar olmaya karar verir ve sonunda başarır da ama hedefine ulaştığında yaşama umudunu ve inancını çoktan kaybetmiştir. Çünkü uğruna yeni bir dünyaya yelken açtığı aşkı onu terketmiş, insanların o