Dikkat, SPOİLER içerir!
!!!SPOİLER
Aşk mı İstifçilik mi?
Bazı karakterler vardır; onları anlamak belki mümkündür ama sevmek neredeyse imkânsızdır. Masumiyet Müzesi’nin başkarakteri Kemal de tam olarak böyle biri.
Hikâyenin başında Sibel’i ve Füsun’u “idare edebileceği” fikrine bu kadar kolay kılıf bulması ve bunu acı çekmeden yapabiliyor olduğunu düşünmesi çok rahatsız edici. Ama Füsun ortadan kaybolduğunda yaşadığı o derin “aşk acısı” o kadar gerçek ki, sonrasında yaptığı hataların bedelini bu acıyla ödediğini düşünmeden edemiyor insan. Uzun süre kavuşamadan, sadece Füsun’un yakınında kalabilmekle mutlu olabilmesi, yıllarca aşkından vazgeçmemesi bir noktada onun ödediği bedel oluyor.
Kemal bana güçlü bir âşıktan çok zayıf ve bencil bir karakter gibi geliyor. Yaşamak için nesnelerin uyandırdığı duygulara tutunuyor. Yine de bu durumu romantik bulamadım; bu, duygulu bir aşk değil, tutkulu bir istifçilik.
Bir de buradan bakarsak:
Olayları tamamen Kemal’in gözünden okuduğumuz için Füsun bize biraz “sessiz” geliyor. Ancak dikkatli bakınca onun aslında pasif agresif bir tavır sergilediğini görüyoruz. Açıkça karşı çıkmasa da tamamen teslim de olmuyor; kendi küçük güç alanlarını yaratıyor. Artist olmak, görülmek istiyor ama başkasının onu görmesini bekliyor (Kemal, Feridun…).
Füsun’un hikâyesiyle, kadınların toplum içindeki yerini de okuyoruz. En zengin, en entelektüel ailelerin dilinde bile aynı normlar dolaşıyor. Ama normların uygulanışı ne acı ki ailenin maddi durumuna göre değişiyor. Füsun ailesine ve Feridun’a tutunmak zorunda kalıyor; Kemal’in kurduğu dünyaya da dâhil oluyor. Artist olmak istiyor ama bekliyor. Beklerken ise kafesteki kuşu Limon misali; beyaz perde hayalleri, Kemal’in onu müzesinin sabit bir parçası yapma tutkusuna çarpıp kırılıyor. Kemal’in sunduğu