Doktorun karısı, kanamış bacakları, ezilmiş karnı, vahşetin izlerini taşıyan çıplak memeleri, ısırılmış omuzlarıyla bu pörsümüş bedeni kollarıyla kavrayarak yerden kaldırdı, İşte benim bedenimin resmi, diye düşündü, buradaki bütün kadınların bedenlerinin resmi, onunla bizim aramızda, bu hakaretlerle bizim acılarımız arasında sadece tek bir fark var, bizler şimdilik hala hayattayız.
Doktor bir ağlama duyar gibi oldu, duyulur duyulmazdı ses, ancak gözlerden süzülüp dudakların kenarına yavaşça akan, orada kaybolup, insanoğlunun anlaşılmaz sevinçlerinin ve acılarının sonsuz çevrimini yeniden başlatan gözyaşları çıkarabilirdi böyle bir sesi.
Kırk yaşındayım artık, şaka değil; kırk yıllık koca bir ömür, ihtiyarlığın ta kendisi. Kırk yaşından fazla yaşamak ayıptır; bayağılık, hatta ahlaksızlıktır! Tüm samimiyetinizle, dürüstçe söyleyin, kırk yaşını kim geçer? Ben söyleyeyim size: Aptallarla namussuzlar. Bunu tüm ihtiyarlara, o saygıdeğer, ak saçlı, mis kokulu ihtiyarların yüzüne de söylerim! Buna hakkım var, çünkü ben de altmış yaşına kadar yaşayacağım. Hatta yetmişe kadar! Seksenimi bulacağım!..