Bu kitap gerçekten de unuttuğumuz bazı gerçekleri bize hatırlatan, sadece burada değil dünyanın pek çok yerinde işlemiş/işleyen düzeni açık seçik görmemizi sağlayan bir kitap. Gerçek bir hayat hikayesi.
Kitabın yazarı Oriana Fallaci, cesur bir gazeteci ve yazar. Panagulis'ten önce de farklı ülkelerden pek çok siyasi tutuklu ile görüşüyor. Sonunda da yolu, Papadopulos'a başarısız suikast girişiminden hapis yatıp işkence gördükten sonra yeni çıkmış Alexandros Panagulis ile kesişiyor. Fallaci hem gazeteci, hem sevgili hem de Panagulis'in ardından onun hayat hikayesini anlatacak olan kişi* oluyor.
Siyasi ortam, soğuk savaş döneminde manipülasyona maruz kalmış ülkelerde yaşayan insanlara göre "sıradan" hatta "klişe" olsa da Panagulis'in hayatı gerçekten sıra dışı. İnandığı şey uğruna her şeyi göze alabilecek biri olarak çıkıyor karşımıza fakat hapiste geçirdiği yıllar maddi/manevi kapanmayan yaralar açıyor onda ve fazlasıyla hüzün veren bir hikaye olup çıkıyor hikayesi.
Bunun yanında Oriana Fallaci'nin anlatımı gayet sürükleyici. Panagulis tüm çektiklerine rağmen işkencecileriyle alay edebilen biri olarak anlatılmış ve temelde hüzünlü olsa da yer yer gülümseten ve merak uyandıran bir hikayeye dönüşmüş hikayesi.
Bu arada kitap açıklamasında Panagulis için demokrasi aşığı denmiş, bu tanıma tam olarak katılamadığımı belirtmek istiyorum. Panagulis'i sadece bu kitap ile tanıdığım için çok net konuşamam fakat kitaba dayanarak onu ezeli bir muhalif ve hatta bir devrimci olarak tanımlamak geliyor içimden. Bulunduğu her ortamda yanlışları görüp söyleyen ve belli bir kalıba girmek istemeyen biri. Birilerinin lütfuyla hapisten çıkmayı da, egemenlerin değişmediği, kuklacıların da kuklaların da yerinde kaldığı bir ortamda meclise girmeyi de aslında istememiş biri. Düzeni