Bir gölge söndüğünde, geride kalan ışık gölge olur yalnız kalan bir başka ışığa...
Özgürlüğün, yitirdiğinde zincirini, zincir olur daha büyük bir özgürlüğe...
Ve nasıl yükseleceksin gün ile gecenin üstüne, anlayışının şafağında gecene taktığın zincirlerle?
Güneşte parlasa ve kamaştırsa da gözlerini, özgürlük dediğin şey bu zincirlerin en kalın olanı.
Ve nedir özgürlük, özgür olmak için kurtulmak zorunda olduğun yüklerinden başka?
Adaletsiz bir kanunsa özgürlük, feshetmek istediğin, onu alnına sen yazdın kendi ellerinle.
Silemezsin kara kitapları yakarak, boşaltsan da denizi yargıçların alnını yıkayarak.
Ve devireceksen despotu, önce yok et başının üstünde yükselen tacını.
Bir tiran nasıl hükmedebilir onurunda leke, özgürlüğünde tutsak olmayanı?
Kaygıysa kurtulmak istediğin, senin seçimindir bu, zorunluluğun değil.
Korkuysa dağıtmak istediğin, korkunun yeri kalbin, zalimin elleri değil.
Kan ağladı kalbim çünkü özgür olamazsın özgürlükten bir amaçmış, bir bütünlükmüş gibi bahsetmeyi bırakmadan; olamazsın özgür, özgürlük arzun seni dizginlediğinde. Evet, özgür sayılırsın günler tasadan, geceler arzu ve elemden uzak olduğunda,
Özgürsün ancak çıplak ve bağlarından kurtulmuş, yaşamı kuşatan kaygıların üstüne yükseldiğinde.