Dünya klasiklerinden olan kitapta pariste idam cezasına çarptırılan bir adamın giyotinle idam edilmeden önce hapishane de hatta son saatlerini beklediği hücresinde duygularını kaleme aldığı iletiliyor (ya da varsayılıyor). Eğer konularda giyotinin idam mahkumları için nasıl bir ruhsal çöküntü yarattığı kısmına odaklanırsak son derece trajik ve hatta travmatik olduğu zaten tahmin edilesi. Ama eğer insanın ömrünün sonuna geldiğini bilmesi, sevdiklerini yalnız bırakacak olmanın üzüntüsü ve ölümünün başkaları için merakla izlenecek bir gösteri olarak görülmesine bakarsak da nacizhane görüşüm; insanlığın en kötü yanlarından birinin de fazla güvenmesidir. Evet yaşama olan bağlılık şekilleri herkesçe farklıdır, aynı olansa bigün herkesin ve herşeyin zaten yok olacağıdır..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabı alırken eğlendiren bir dili olduğunu varsaymıştım ama kitabı okurken tebessüm bile etmemişim. Başkarakter Elizabet'in başından geçenleri ve daha çok toksik maskülenlikle nasıl savaştığını konu alıyor. Okurken en zevk aldığım yerler elizabetin karşısındaki erkekleri çıldırtan bi özgüvene sahip olmasıydı.